Kamu Haberleri

HES projeleri doğaya ve canlılara verdiği zararlar her geçen gün daha da artıyor!

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon Milletvekili) -Ülkemizde yapılmakta olan HES projeleri ve maden arama faaliyetlerinin doğaya, derelere ve canlılara vermiş olduğu zararlar her geçen gün daha da artmaktadır. Ülkenin dört bir tarafında bu çalışmalar nedeniyle ortaya çıkan doğa tahribatına şahit oluyoruz ama en büyük tahribat, Türkiye’nin en yeşil bölgesi olan Karadeniz Bölgesi’nde yaşanmaktadır desem herhâlde bana itiraz etmezsiniz. Bu kapsamda, Artvin Kamilet Vadisi, Giresun Çanakçı Deresi ve kendi şehrim Trabzon’un Araklı ilçesindeki Kara Dere, Ordu’nun Korgan ilçesindeki Güllü ve Karakoyun Deresi’ndeki HES projeleri bölgemizde doğa tahribatının en belirgin örnekleridir maalesef.

HES projelerinin etkisiyle iklimde değişikliklerin yaşandığı, bunun da ani ve yoğun yağışlar nedeniyle sel felaketlerine sebep olduğu akademisyenler ve STK temsilcileri tarafından belirtilmektedir. Bölgede uzun zamandır yaşanan sel ve heyelanlar sonucu insanlarımızın hayatlarını kaybetmesi her birimizin hafızasındadır.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 2018 yılında Karadeniz için İklim Değişikliği Eylem Planı açıklanmış, hazırlanan raporda kaçak yapılaşmadan, dere yataklarından bozulmasından ve yağmur sularının çeşitli sebeplerle denize ulaşamamasından söz edilmiş; Karadeniz’de yapılan maden çalışmaları, denetimsiz yol inşaatları ve HES’ler nedeniyle doğa tahribatının yaşandığı teyit edilmiştir.

HES projelerinin yanı sıra, yine bölgemizde ormanlık alanları, fındık bahçelerini tahrip eden ve içme sularına olan etkisiyle insan hayatını tehlikeye atan siyanürlü altın arama çalışmaları ve maden arama çalışmaları da halkın haklı tepkisine neden olmaktadır. Ordu’nun Fatsa ilçesinde yapılan siyanürlü altın arama çalışmaları, Artvin ilimizin Murgul ilçesine bağlı Damar Köyü’nde maden işleme ve ayrıştırma tesisi için bölgede açılan siyanür havuzu buna birer örnektir.

Bu noktada İkizdere’de İşkencedere Vadisi’nde yapılacak taş ocağına karşı yöre halkının gösterdiği haklı mücadeleyi burada bir kez daha hatırlatıyor ve ağacını, ormanını ve deresini gelecek nesillere bırakma derdinde olan İkizdereli hemşehrilerimizin yanlarında olduğumuzu tekrar buradan ifade etmek istiyorum.

Özellikle yaylaları, dereleri, ormanları ve eşsiz doğasıyla insanı büyüleyen Karadeniz Bölgesi’nin son yıllarda ekolojik yıkımın merkezi hâline geldiğini görmekteyiz. Yaylaları imara açmak için yapılan yollarda binlerce ağaç kesilmiş, HES’ler nedeniyle dereler kurumuş, bunun yanında siyanürlü maden arama çalışmalarıyla bölgenin önemli geçim kaynağı olan fındık ve çay tarımına darbe indirilmiş, dereler çamur akar hâle gelmiş, su tutulmasının yapıldığı bölgelerde heyelanlar meydana gelmiştir. Bu sebeplerden ötürü yapılan ya da yapılacak olan maden arama ve ayrıştırma çalışmaları ve HES projelerinin çevreye, doğaya, bölgede yaşayan vatandaşlarımıza ve canlılara olan zararları incelenmeli, denetimleri yapılmalı ve gelecekte yaşanması muhtemel tehlike ve felaketlerin önüne geçilmelidir.

Konuşmamın bu son bölümünde yine seçim bölgem Trabzon’dan bir konuyu gündeme getirmek istiyorum. Trabzon’un Araklı ilçesindeki hemşehrilerim bir sorunu yüce Mecliste dile getirmem için bana ilettiler, dün memleketteydim.

Bilindiği üzere, Araklı ilçemiz Taşönü mevkisinde Trabzon ve Rize İlleri Yerel Yönetimleri Katı Atık Tesisleri Yapma ve İşletme Birliğince entegre katı atık bertaraf tesisi kurulmuştu. Bu tesisle ilgili bu kürsüde birkaç kez konuşmuştum. Ayrıca 19 Şubat 2019’da da Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bu görmüş olduğunuz önergeyi vererek burada yaşanan sıkıntılara dikkat çekmiş ve alınması gereken tedbirler konusunda yetkilileri uyarmıştım. Şimdi, burada yaşayan insanlarımızın şikâyetleri var değerli milletvekilleri. Bu tesis yapılırken “Burada vahşi depolama olmayacak, tesis son sistem olacak, koku olmayacak.” denilmişti.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Serbest piyasaya açılan enerji alanları Türkiye’nin başının belası olmuş durumda. Kamu yararı olmayan bu projeler sınırsızca bütün coğrafyamızda doğamızı katlediyor. Artvin, Giresun, Trabzon, Ordu ve buralardaki iklim değişikliği, sel felaketleri, heyelanlar, ormanların kesilmesi, dere ve ırmaklardan suyun borularla kilometrelerce taşınarak şirketlere peşkeş çekilmesinden kaynaklanıyor. Canlılar, insanlar sudan ve doğal varlıklardan yararlanamıyor. Karadeniz’de her derenin başında bir HES kurmak nasıl sürdürülebilir bir proje olabilir ayrıca? Bu alanlar tamamen insansızlaştırılıyor, ekosistem bundan olumsuz etkileniyor, ekosistem birbirine bağlı olduğu için biyoçeşitlilik yok ediliyor ve doğa geri dönüşü olmayacak şekilde tahrip ediliyor ve bütün bu düzenlemelerin hiçbiri bilimsel temellere dayanarak yapılmıyor.

Öyle ki, sit alanları HES’lerin yapılmasının önünde engel olmaması için yeniden derecelendiriliyor, doğal sit alanları, koruma alanları tahrip ediliyor ve meralar, ormanlar, kıyılar, millî parklar, yaylalar, kışlalar tamamen gasbediliyor, halk gelirden uzak tutularak geliri elinden alınıyor, halkın geçimlik kaynakları elinden alınarak şirketlere peşkeş çekiliyor. Bütün bunlar meslek odalarının ve kamu kurumlarının hazırladıkları raporlar göz ardı edilerek sadece ve sadece yandaş şirketleri desteklemek adına gerçekleştiriliyor. ÇED’ler kopyala, yapıştır sistemiyle halkın rızası alınmadan gerçekleşiyor, halk istemiyor, protesto ediyor, Jandarma ise halkın karşısında şirketlerin temsilcisi olarak halka zulmediyor, yaşam hxakkına sahip çıkan halka şiddet uygulanıyor. Aynı şeylerle bizler İzmir’de de karşılaşıyoruz. Aynı şekilde örneğin, Seferihisar’da şu anda zeytin ağaçları kesiliyor. Otoyollar, köprüler, madenler, jeotermaller, HES’ler…

Bütün bunlar için ağaçlar yok ediliyor ve deniyor ki: “Biz başka yerlerde ağaç dikiyoruz.” Ya, bu yalandan artık vazgeçin. “Kiptaş” diye bir şirket var. Kiptaş güya Maraş’ta 500 bin ağaç dikiyormuş. Siz yüz yıllık, bin yıllık zeytin ağaçlarını keserek o zeytinlerden yararlanan kurdu, kuşu, hayvanı, insanı zeytin ağaçlarından mağdur ederek ne kadar ağaç dikerseniz dikin bunu telafi edemezsiniz. Efemçukuru’na altın madeni işletmesi yapılıyor, Ordu’nun Fatsa ilçesinde aynı şekilde. Bu maden şirketleri, bu altın şirketleri siyanürlerle suyu zehirliyor. Bunlar kırk dokuz yıllığına şirketlere kâr devşireceğiz diye, şirketlere bir şeyleri peşkeş çekeceğiz diye halkın hayatını zehirlemekten ve halkın geçim kaynaklarını şirketlere aktarmaktan başka bir şey değildir. Bu doğa düşmanlığıdır, halk düşmanlığıdır; bu işsizliğin, yoksulluğun aynı zamanda sebebidir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu