Gündem

4. Yargı Paketi içerisinde neler var?

AK Parti tarafından yeni bir yargı reformu olarak 4. yargı paketini meclise sundu. Mecliste 4’üncü yargı paketi ile ilgili eleştiriler geldi zira bu yargı reformu dedikleri şey, yargının içinde bulunduğu durumu düzeltmekten çok uzak. Konu hakkında eleştirilerini sürdüren Ankara Milletvekili Murat Emir, 4. yargı paketi içerisinde neler olduğunu şu şekilde özetledi;

Yargı reform paketi

Yine bir yargı reform paketi konuşuyoruz ama bu yargı reform paketi de yine yargının içinde bulunduğu durumu düzeltmekten çok uzak, burada derde derman olacak herhangi bir düzenlemeyi görmüyoruz. İçinde elbette kimi maddeler var yargıyı daha hızlandıracak, hak arama yollarını biraz daha düzeltecek ama Türkiye’deki asıl yargı sorunlarına değinen, o sorunları çözen, etkili olabilecek herhangi bir şey görmüyoruz.

En dikkatimizi çeken “katalog suçlarda tutuklama için somut delil aranması” maddesi. Aslına bakarsanız yersiz, gereksiz bir madde çünkü Ceza Kanunu’nun genel hükümlerine bakarsanız, zaten, tutuklama için kuvvetli şüphe gerektiğine bakarsanız orada bir somut delil ihtiyacı olduğunu zaten göreceksiniz. Peki, niye söylüyoruz biz bunu hâkimlere? Hâkimler bunu bilmiyor olabilir mi? Elbette biliyorlar ama ülkemizde maalesef, kimin tutuklu olacağına, kimin tutuksuz yargılanacağına saray karar vermektedir ve yargı, sarayın gözünün içine bakarak karar vermek zorundadır çünkü yargı bilir ki sarayın istemediği bir karar verirse cezasını sürülmek, görevden alınmak, soruşturma geçirmek olarak ödemek zorundadır. Sarayın istemediği kararları veren hâkimlerin meslekte yükseltilemeyeceği de hepimizin bildiği bir gerçektir.

Yargı reformu bir niyet meselesidir, bir samimiyet meselesidir; eğer samimi değilseniz, ne yaparsanız yapın, hangi düzenlemeyi getirirseniz getirin Türkiye’deki yargı sorununu çözemezsiniz. Temel sorun, yargının bağımlı olmasıdır.

Ben buradan ülkemizdeki o yargı skandallarını ve saraydan alınan talimatla verilen kararları söylemeye kalksam, tek tek anlatmaya kalksam sabaha kadar konuşmam gerekir ama birkaç örnekle bu konuyu aydınlatmaya çalışacağım. Bakın, Ermenek’te, Soma’da karar öncesinde birilerini korumak için heyetler değiştirildi ve kararlar ona göre düzeltildi. Aynı şekilde, Aladağ yangını sonrasında karar öncesinde heyet değiştirilerek oradaki tarikat mensupları açıkça korundu.

Osman Kavala davası

Bakın, bir Osman Kavala davası var, üç ayrı mahkemenin talebiyle üç ayrı cezadan tutuklandı, birinden tahliye oldu. Onu tahliye eden 30. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti dağıtıldı, bir kararnameyle, gece yarısı kararnamesiyle yeni bir heyet ihdas edildi ve “Tutuklanmasın.” diyen heyet üyeleri ikinci heyete kaydırılırken “Tutuklansın.” diyen birincide kaldı ve “Tutuklansın.” diyenin yanına iki de tutuklayacak hâkim koydular ve Osman Kavala davası tutuklu hâlde devam ediyor ve Osman Kavala bin üç yüz elli gündür tutuklu. Baktığınız zaman, baştan sona bir yargı skandalı, mahkeme “Tahliye olmalı.” diyor, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin tahliye olması gerektiğine dönük 2 kez kararı var ama buna rağmen mahkeme tahliye edemiyor çünkü saray tahliye edilmesini istemiyor ve bunu da açıkça söylüyor. Aslında Türkiye’de yargının bağımlı olduğu iddiası bizim iddiamız değil; saray, aynı zamanda, bu bilinsin de istiyor. Çünkü bu bilinmeli ki, 84 milyon bilmeli ki, kürsüdeki her bir yargıç bilmeli ki bu ülkede saraydan talimat almadan hiçbir karar verilemez.

Cumhurbaşkanına hakaret suçu

Bakın, meşhur 299’uncu madde, Cumhurbaşkanına hakaret suçunu düzenliyor. Bir yargıç cesaretini topluyor, Karşıyaka 7. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi “Bu, Anayasa’ya aykırıdır.” diyor ve Anayasa Mahkemesinin önüne götürüyor -bize göre de Anayasa aykırıdır- ve “Sen misin bunu yapan hâkim?” diye bu hâkimi alıyorsunuz, Trabzon’a sürüyorsunuz.

Mesela, Antalya’dan bir örnek vereyim. Antalya’da sizin yakın dostunuz, korumanız, yoldaşınız, FETÖ’nün kasası, Fettah Tamince hakkında çıkarılan takipsizliğe itiraz eden hâkimi anında görevinden alıyorsunuz. Buna benzer yüzlerce örnek sayabilirim. Neresinden bakarsanız bakın, ne yaparsanız yapın Türkiye’deki yargı sorunu bu akılla, bu kafayla ve “Yargı bana bağlı olacak, yargı benim ağzımın içine bakacak, ben ne istiyorsam o karar verecek.” dedikçe siz bu sorunu çözemezsiniz.

Bakın, yaklaşık iki yıl önce bir reform paketi daha getirdiniz. O reform paketinde yine süslü bir cümleyle “Tutukluluk iki yıldan fazla süremez.” demiştiniz. Oysa şimdi ne yapıyorsunuz? Osman Kavala davası, Selahattin Demirtaş davası buna örnektir; tutukluluğu, yeni iddianamelerle… Yani tam tahliye edileceği sırada veya AİHM kararının artık arkasından dolanamayacağınızı anladığınızda yeni bir iddianameyi çıkarıyorsunuz -aslında içeriği aynı- tozlu raflardan “Bu yeni bir dava.” diyorsunuz.

Ne oldu geçen yıl çıkardığımız “İki yıldan fazla tutukluluk olamaz.” hükmü? Dolayısıyla sizin, böylesine sabıkalı bir iktidarın, yargıyı perişan etmiş bir iktidarın, yargıyla her şekilde oynamış bir iktidarın, yargıyı FETÖ’ye teslim etmiş iktidarın, “Yargıyı FETÖ’den temizleyeceğiz.” diye tekrar tarikatlara AK’nin arkabahçesi yapmış, tarikatlara teslim etmiş bir iktidarın asla ve asla samimi olması ve bu sorunu çözmesi mümkün değil.

Bakın, Adalet Bakanı romantik mesajlar veriyor, toplantılar yapıyor. İnsan Hakları Eylem Planı’nda var, yıllardır var. Coğrafi teminat niye yok? Niye getiremiyorsunuz? Çünkü siz de biliyorsunuz ki her hâkim, siz istemezseniz, sizin istemediğiniz bir kararı verirse sürüleceğini bilsin istiyorsunuz ve bu akılla da sizin yargıyı düzeltmeniz mümkün değil; olsa olsa siz kendi arkabahçenizi kurarsınız ama her zalimin, her ceberut yönetimin sonu bir şekilde gelir ve biz demokratik hukuk devletini bir şekilde milletimizden aldığımız gücümüzle de kurarız.

EV HAPSİ

15’inci maddeye baktığımızda, konutu terk etmeme yükümlülüğünün cezadan mahsup edilmesine ilişkin bir düzenleme olduğunu görüyoruz ancak aslında bu konutu terk etmeme yükümlülüğünün nasıl kullanıldığına ilişkin birkaç şey söylemek istiyorum öncelikle. Tabii, her ne kadar Adalet Bakanlığı istatistikleri paylaşmasa da bu ev hapsi kararlarının, “ev hapsi” olarak bilinen bu kararların son yıllarda, özellikle son dönemlerde sayılarında büyük bir artış var. Özellikle Boğaziçi protestolarında, hatırlandığı üzere şubat ayında yaklaşık iki haftada 50’ye yakın öğrenci hakkında ev hapsi kararı verilmişti. Aslında bu durum bile başlı başına söz konusu uygulamanın yani ev hapsinin ölçülülük ilkesine aykırı olarak giderek tutuklanmanın kendisi hâline dönüştüğünün de göstergesiydi. Bazı durumlarda kanunda cezası altı aydan üç yıla kadar gösterilen ve dolayısıyla ceza verilse dahi denetimli serbestliğe tabi olacak bir suç açısından bile evlerin birer cezaevine, yurttaşların da kendi kendilerine gardiyan olarak dönüştürülmesine bir ortam sağladığı aslında kamuoyunca da biliniyor.

Bu alanda gerçekten bir iyileştirme yapılmak isteniyorsa, ev hapsi kişi özgürlüğüne yönelmiş bir müdahaledir ve dolayısıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 5’inci maddenin (1)’inci fıkrasının (c) bendi uyarınca kişi özgürlüğüne ilişkin suç isnadıyla yönelen her müdahale gibi mutlaka duruşma açılarak incelenmelidir yani tutuklama şartları oluşursa ancak bu karar verilebilmelidir. Bunun için de sadece CMK 108’de yapılacak bir ek düzenlemeyle bu husus düzenlenebilir.

Yine, ev hapsine ilişkin kararlar verilirken tutuklama için aranan standartlara uyulması şarttır ve anılan tedbir için tıpkı tutuklamada olduğu gibi suç işlendiğine dair somut delile dayanan suç şüphesi bulunmalıdır. Yine, ev hapsi ancak suç işlenmesi veya suçun önlenmesi amacına yönelik uygulanabilir, yani ifade özgürlüğü ve toplanma özgürlüğünü ortadan kaldıracak şekilde kullanılmamalıdır, yani ölçülü uygulanmalıdır ve uygulanması zorunlu ve elverişli olmak zorundadır.

Yine, getirilen değişiklikle, ev hapsinde geçen sürenin iki gününün bir gün olarak, hani ceza alması durumunda bir gün olarak hesaplanması öngörülmüş. Ancak, biz bunun da hakkaniyete aykırı olduğunu düşünüyoruz. Her bir gün yine bir eşit gün olarak alınmalı ve yine, tabii, değerli milletvekilleri, düşünün ki hakkınızda hukuksuz bir şekilde tutuklama kararı verildiğinde, daha sonrasında beraat kararı aldığınızda ya da haksız tutuklama, haksız bir tedbir olduğu ispat edildiğinde, ortaya çıktığında CMK 141 gereği bu hukuksuz, haksız tutuklama sebebiyle tazminata hükmedilebiliyor. Ancak, burada, şu aşamada haksız bir şekilde ev hapsiyle bir yaptırıma maruz kaldığınızda bu tazminattan yararlanamıyorsunuz. Dolayısıyla, CMK’nin 141’inci maddesine de bir ekleme yapılarak söz konusu husus da bu şekilde aslında düzeltilebilir.

Tabii, bunları söylerken maddeyle ilgili, değerli milletvekilleri, bugün yine maşallah 28’inci fezlekem de geldi ve 28’inci fezlekeye baktığımda değerli arkadaşlar, sadece şunu söyleyeyim: Hakkımızda ne bir yolsuzluk ne bir haksız fiil durumu söz konusu. Sadece yaptığımız konuşmalar, sadece ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek durumlar söz konusu.

Bugün, yine, AKP iktidarının kontrolü altında bulunan, iplerini AKP iktidarının kontrolüne kaptırmış olan yargının aslında geldiği durumu gösteren bir fezlekeyle yine karşı karşıyayız. Şu an bile İmralı Cezaevinde uygulanan tecride ve yine cezaevlerinde uygulanan haksız ve hukuksuz fiillere karşı, şiddete karşı, çıplak aramaya, kaba dayağa karşı yapılan ve cezaevlerindeki bu hak ihlallerine karşı yapılan ve iki yüz yirmi dört gündür devam eden bir açlık grevi var. Hatırlarsanız; Sayın Leyla Güven’in başlatmış olduğu bir açlık grevi vardı İmralı’daki mutlak tecridin ortadan kaldırılmasına yönelik, yani aslında, ülkenin kanununun, yasasının uygulanmasına yönelik bir talep vardı ve iki yüz günü aşkın bir açlık grevi vardı ve hayatını kaybeden mahpuslar da vardı. O mahpuslara, ülkedeki yasanın uygulanması için bedenini açlığa yatırmış mahpuslara yazdığım mektup sebebiyle bugün yine bana bir fezleke geldi. Fezlekede ne diyor?

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu