Kamu Haberleri

Bunca yapılan yasal düzenlemeye rağmen neden yargıya güven yok?

FERİDUN BAHŞİ (Antalya) -Ceza hukukunda olması gereken suç ve ceza siyasetine istikrar kazandırmak, sürekli yasalarla oynamamak, yasa değiştirmemek, insanları bir yasal değişiklik olacağı ve yapılan değişiklikle cezadan kurtulacağı beklentisine sokmamaktır. Ülkemizde ise 2002 yılından beri devamlı yargı reform eylem planları açıklanmakta, devamında da her ayda bir yeni bir numara verilerek yargı paketleri gelmektedir. En son, Mayıs 2019 tarihinde Yargı Reformu Strateji Belgesi açıklanmış sonrasında ise her altı ayda bir yargı paketi Meclis Genel Kuruluna sunularak yasalaştırılmıştır. 2019 Mayısından bu yana görüştüğümüz bu 4’üncü pakettir. Strateji Belgesi öncesinde açıklanan yargı reform belgeleri ve buna dayanılarak çıkarılan yasaların sayısını ben bile unuttum.

Yargıya güven konusunda olumlu bir gelişme oldu mu?

Peki, bunca yapılan yasal düzenlemeye rağmen yargıya güven konusunda olumlu bir gelişme oldu mu? Hayır, bırakın olumlu gelişmeyi tam tersi, bugün yargıya güven sıfırlanmış durumda. Bu konuda iktidar kanadından eski Adalet Bakanları “Yargı reformlarından bir şey beklemeyin.” deyip bir tövbeyinasuh önerisinde bulunmuştu. Görevde olan Bakan ise daha önce yaptığı açıklamada yargıya güvenin yüzde 80’lerden yüzde 20’lerin altına düştüğünü söylemişti.

En son, Anayasa Mahkemesi Başkanı: “Hukuk ve adalet açığı bir ülkenin geleceği bakımından her türlü açıktan daha tehlikelidir. Zira, bu açık, temeli adalet olması gereken devlete yönelik toplumsal güveni ve inancı zedeleyecektir. Hukuk devletinde adaletin yegâne adresi mahkemelerdir. Mahkemelerin adalet arayışına cevap veremediği, bağımsız ve tarafsız yargılama ilkelerine uygun bir şekilde uyuşmazlıkları çözüm üretemediği bir yerde hukuk dışı arayışların ortaya çıkması kaçınılmazdır.” demiştir.

Ülke âdeta suç cenneti olmuş

Azıcık izanı olan devlet yöneticileri bu cümlelerden kendilerine pay çıkarmalı. Adalete güven sağlamak için ciddi çalışmalar yapılmalıdır ama nerede? Ortalığı pislik, yolsuzluk, hırsızlık götürüyor. Ülke âdeta suç cenneti olmuş. Cumhuriyet savcıları ıslık çalıp görmezden, duymazdan geliyor. Neden harekete geçilmiyor? 2017 referandumuyla kurulan düzende kuvvetler ayrılığı sistemi tek bir kişiye bağlanıp kuvvetler birliği sistemine geçildiği için. Harekete geçecekler bu tek kişiden işaret bekliyor; gelmeyince de vurgun ve soygun düzeninde suçlar işlenmeye, suçlular elini kolunu sallayarak gezmeye devam ediyor. Suç örgütü lideri olduğu iddia edilen bir kişinin yayınladığı videolardan ülkenin ne hâle geldiği görülmektedir. Bu kişi, yer ve zaman da belirterek devletin nasıl soyulduğunu, insanların nasıl öldürüldüğünü, birilerine nasıl çöküldüğünü somut delillerle açıklıyor.

Görevdeki bakanlar, eski başbakanlar, güvenlik bürokratları, bakan akrabaları, uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı, devletten rant devşirme, ihalelere fesat karıştırma, insana çökme, hatta öldürme gibi her türlü suçun içinde yüzmekte ama bir tek cumhuriyet savcısı çıkıp da bu pisliğe bu kadar bulaşmış bu insanlar hakkında soruşturmaya geçememektedir. Ülkeyi milyarlarca dolandırıp yurt dışına çıkmış her şüphelinin ya eski bir Başbakanla ya da bir bakanla fotoğrafı yayınlanmaktadır. Bu kişiler hem görevlerine devam etmekte hem de utanmadan zaman zaman basına demeçler verip dürüstlükten, namustan söz etmektedir.

Yürürlükteki yasalar uygulanmıyor

Hukuk, adalet, yargı, dürüstlük konularında artık söz bitti. Yargı, devlet düzeninin tuzudur! Günümüzde artık tuz koktu. Yürürlükteki yasalar uygulanmıyor, Anayasa uygulanmıyor; Anayasa Mahkemesi kararları, uluslararası sözleşme hükümleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları uygulanmıyor. Sarayın hukuk işlerinden sorumlu görevlisi “Yerel mahkemelerin Anayasa Mahkemesi kararlarını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulama zorunluluğu yoktur.” diyebiliyor. Yerel bir mahkeme, hukuk işleri görevlisinin bu açıklamaları üzerine Anayasa Mahkemesinden gelen kararı yok sayıp, hukuka, adalete aykırı kararlar verip işlemler yapabiliyor. Neden? Tek adam rejiminde yargı görevlileri saraydan gelecek bir işaret bekliyorlar da onun için. Biraz önce de söz ettiğim gibi, ortaya dökülen bu kadar pisliğe rağmen saraydan bir işaret gelmediği için harekete geçilmiyor.

Yargıya güven yüzde 20’lere düşmüştür

Yapılacak hiçbir yasal düzenleme ülkemizde sıfırlanmış olan yargıya güveni yeniden kazandıramayacaktır. Dediğimiz gibi, tek adam rejimi buna izin vermiyor, uygulamalar buna izin vermiyor. Çıkarılan onlarca yargı paketi düzenlemesi öncesinde Adalet Bakanının da açıkladığı gibi, yargıya güven yüzde 80’lerdeyken paketlerin yasalaşıp yürürlüğe girmesinden sonra yüzde 20’lerin altına düştü, hatta sıfırlandıysa demek ki yasal düzenlemeyle düzeltilebilecek bir konu yok ortada. Ne var? Sistem sorunu var, sistem; sistemi değiştireceksiniz yani tek adam yönetiminden vazgeçip iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sisteme döneceksiniz.

Bugün görüşülmekte olan dördüncü yargı paketine gelince, Hükûmet son iki yılda 4 ayrı yargı paketi hazırladı, 3 tanesini yürürlüğe koydu ancak bu paketler Türkiye’de yargının işleyişine ilişkin sıkıntıları çözmediği gibi daha da ağırlaştırdı. Bu paketin de çözeceğine bir hukukçu olarak inanmıyorum.

Katalog suçlarda somut delil aranması

Dikkat ettiyseniz pakette CMK 100’üncü maddeyle ilgili katalog suçlarda yapılacak tutuklamalarda somut delil aranması hususu dışında önemli bir değişiklik yok. Bu değişiklik de çeşitli kesimler tarafından yoğun bir şekilde kamuoyunda tartışılmaktadır. Özellikle, çocuk ve kadınlara yönelik cinsel istismar fiil ve eylemleri sebebiyle gündeme gelecek tutuklamalarda somut delil aranmasının sakıncaları dile getirilmektedir.

Ülkemizde yargı bağımsızlığının sağlanması bakımından hukuki bir eksiklik yoktur. Eksiklikler sistemden kaynaklıdır ve yargının bağımlı olmasındandır. Nitekim Anayasa’nın 9’uncu maddesine göre yargı yetkisi Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. 138’inci maddesi hâkimlerin görevlerinde bağımsız olduklarını düzenler yani hâkimlerin bağımsızlığı “kararlarını verirken hür olmaları, hiçbir dış baskı ve tesir altında bulunmamaları” demektir. Adalet Bakanı yaptığı bir konuşmada “Yargı, hiçbir kişi, kurum veya merciden emir, talimat, telkin almaz. Hiç kimse ve Adalet Bakanlığı da dâhil olmak üzere hiçbir kurum yargı yetkisini kullanan mahkemelere vekâleten konuşamaz.” demiştir.

Adalet Bakanının ağzından bu sözleri duyunca içimdeki acıyla birlikte beni bir gülme alıyor. Mevcut ve önceki Adalet Bakanlarının uygulamalarını en iyi bilenlerdenim, hatırlayacağınız gibi bu kürsüden de defalarca dile getirdim; hukuksuz uygulamalardan yeğenim, kızım ve eşim nasiplerini fazlasıyla aldılar. Evet, Sayın Bakanın bu söyledikleri hukukun ilkeleri bakımından olması gereken ama olması gereken ile olan arasında dünyalar kadar fark var.

2 Mart 2021 tarihinde İnsan Hakları Eylem Planı Tanıtım Toplantısı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan şu ifadelerde bulundu: “Tarih bize ne zaman adalete sıkı sıkıya sarılmışsak o zaman yükseldiğimizi, güçlendiğimizi, huzurlu ve müreffeh bir toplum hâline geldiğimizi gösteriyor. Buna mukabil, ne zaman da adalet yolundan sapmışsak gerilediğimizi, zayıfladığımızı, iç ve dış sıkıntıların ağırlığı altında ezildiğimizi müşahede ediyoruz.”

“Yine, yakın tarihimiz bize yaşadığımız acı tecrübelerle mülkün temelinin adalet olduğunu, adaletin temelinde hakları ve onurlarıyla insanların bulunduğunu öğretmiştir. İşte, bunun için bizim adalet davamızın pusulası insandır, insan onurudur, insanın sahip olduğu tüm haklarıyla hayatını sürdürebilmesidir.” Çok güzel sözler, bu sözleri söyleyenlerin uygulamaları aklıma gelince bu sözler hakkında yorum bile yapmıyorum.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu