Ekonomi

Türkiye’de 40 milyona yakın insan açlık sınırı altında yaşıyor!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul Milletvekili) -Türkiye halkları tarihinin en derin yoksulluğunu yaşadığı bir dönemden geçiyor. Geçenlerde TÜRK-İŞ açıkladı, “Yoksulluk sınırı 2.865 Türk lirası.” dedi. Asgari ücret 2.825 Türk lirası, dolayısıyla asgari ücretin enflasyon karşısında her gün eridiği bir dönemi yaşıyoruz ve bugün hem yoksulluk sınırının altında çalışan 10 milyondan fazla asgari ücretli, aileleriyle birlikte 40 milyona yakın insan açlık sınırı altında yaşıyor.

Bu arada geçen gün yine bir veri açıklandı ve 2017 yılında sadece Halkbanka kredi borcu olan esnaf sayısının 448 bin civarında seyrettiği -aradan dört yıl geçti- 2021’e gelindiğinde borçlu esnaf sayısının 1 milyon 168 bine çıktığı ifade edildi yani Halkbanka kredi borcu olan esnaf sayısı üç buçuk yılda 3’e katlanmış vaziyette. Sadece bu iki görüntüyle yani açlık ve yoksulluk sınırında yaşayan insanlar ve borçlu olan insanlar açısından baktığımızda ekonomide çöküşün resminin çizildiğini aslında görüyoruz.

Tabii, iktidar bu durumu gördü, çok söylendi ve Fiyat İstikrar Komitesi ilan edildi şimdi, Fiyat İstikrar Komitesinin kuruluşu. Şimdi, şunu bir kez daha hatırlatalım, söyleyelim, bunu aynı zamanda daha önce de tartışmıştık Mecliste: Piyasadaki fiyatlar tehditlerle, şantajlarla, polisiye önlemlerle ya da cezalarla kontrol edilebilir değildir.

Bunu bir kere söyleyelim, bir kez daha söylemiştik. Dolayısıyla Fiyat İstikrar Komitesi işe yarayacak bir komite olmayacaktır ekonomi açısından baktığımızda; özellikle emekçiler, işçiler, esnaf, çiftçiler açısından baktığımızda işe yaramayacaktır. Bu, bize neyi hatırlattı biliyor musunuz? 70’lerin ikinci yarısında Fiyat Kontrol Komitesi kurulmuştu o dönemde. O Fiyat Kontrol Komitesinin çalışması sonucunda 70’lerin ikinci yarısında ne patladı biliyor musunuz? Karaborsa, karaborsacılık büyük bir artış gösterdi. Şimdi yine, böyle bir tehlikeyle karşı karşıya olunduğunu bir kez daha vurgulayalım ve Fiyat İstikrar Komitesiyle bu tür meselelerin çözülemeyeceğini bir kez daha hatırlatalım.

Bildiride Türkiye’ye ilişkin bölüm vardı, hepimiz okuduk, baktık, değerlendirdik elbette. Dışişleri Bakanlığı da okuyup değerlenmiş. Dışişleri Bakanlığı “Türkiye başlığı altında kabul edilen kararlar, beklenilen ve gereken adımları içermekten uzaktır.” ifadesini kullanan bir açıklama yaptı, uzunca bir açıklama. Tek tek bütün maddelerine girmeyeceğim ama bir konuda mutlaka bir şeyler söylemek gerekiyor, Dışişleri Bakanlığına da bunu hatırlamak gerekiyor. Dışişleri Bakanlığı “Avrupa Birliği, hukukun üstünlüğü ve temel haklar alanlarında diyalog önermek yerine, katılım müzakerelerinin önünü açarak, 23’üncü ve 24’üncü fasıllarda ülkemizde daha hızlı gelişme kaydedilmesinin zeminini oluşturabilecektir.” diyor, bunun yapılmamasından dolayı eleştiriyor. “Hukukun üstünlüğü ve temel haklar alanında.” diyor. Ya, insan biraz sıkılmaz mı? Dışişleri Bakanlığına söylüyorum.

“Hukukun üstünlüğü ve temel haklar alanı” diyor. Ya, siz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 2020’nin Aralık ayında verdiği, Demirtaş kararını, daha önce verilmiş olan Osman Kavala kararını, üstelik büyük daire kararlarını uygulamayan bir ülkesiniz, bu ülkenin iktidarısınız ve bu iktidarın bir parçası olan Dışişleri Bakanlığını Avrupa Birliğine diyor ki “Hukukun üstünlüğü ve temel haklar konusundaki fasılların açılmasında kolaylık sağlayın.” Hangi hukukun üstünlüğünden bahsediyorsunuz? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamayan bir iktidar, bu ülkeyi bu duruma düşürmüş bir de konuşuyor Dışişleri Bakanlığı. Olacak iş değil gerçekten, insan biraz kendi durumuna bakar, aynaya bakar, başkalarını ondan sonra eleştirir.

Burada daha evvel de dile getirmiştik, bir kez daha insanlık dışı bir durumla karşı karşıyayız. Mehmet Emin Özkan, biliyorsunuz 83 yaşında ve 5 kez baypas ameliyatı geçirmiş, sayısız anjiyo olmuş, ayakta durmakta, yürümekte zorlanan bir tutuklu ve biz defalarca Mehmet Emin Özkan’ın son dönemini ailesiyle birlikte geçirmesi konusunda adım atılması için talepte bulunduk, burada dile getirdik. Şimdi, geçtiğimiz hafta ring aracına bindirildi Elâzığ’a götürüldü, ambulansla değil ring aracıyla götürülüyor; o yetmemiş, ailesinin aktarımlarına göre adli tıp kurumundan rapor alınması için İstanbul ya da Elâzığ’da bulunan akıl hastanelerinden birine yatırılması için adım atılmaya çalışılıyor. Yani gerçekten insanlık dışı bir durumla karşı karşıyayız.

Adalet Bakanlığına ve bu iktidara bir kez daha sesleniyoruz: Ya 83 yaşında ve yüzde 87 oranında ağır hastalığı olduğu raporu olan bir kişinin hayatının son dönemini ailesiyle birlikte geçirmesi için yapılan çeşitli çabalara, başvurulara bu kadar suskun kalmak, bunların hiçbirini duymamak gerçekten insanlık dışı bir durumdur ve hâlâ Mehmet Emin Özkan’ın bu şartlar altında cezaevinde tutulmasının hiçbir anlamı yoktur, bunu bir kez daha talep ediyoruz ve bu konuda iktidara sesleniyoruz.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu