Genel

Bitlis uyuşturucu bağımlılığının en hızlı arttığı şehirlerden biri oldu

Bitlis, bebek ölüm hızının, gençlerde uyuşturucu bağımlılığının en hızlı arttığı şehirlerden biri oldu. Ekonomik anlamda Türkiye’nin 74’üncü sırasına yerleşen Bitlis’in durumuna ilişkin açıklamalarda bulunan İYİ Parti Milletvekili İbrahim Halil Oral, çok çarpıcı bilgilendirmelerde bulundu;

Gençler Uyuşturucu Bataklığına Saplanıyor

TÜİK verilerine göre Bitlis, bugün, kişi başına düşen millî gelirde Türkiye’nin en kötü durumdaki üç ilinden biridir maalesef. Bitlis, istihdam oranında 81 ilimiz arasında 74’üncü sıradadır; bebek ölüm hızının, gençlerde uyuşturucu bağımlılığının en hızlı arttığı şehirlerden biridir. Bitlis, her geçen gün göç veren bir kadim şehirdir. Şehirde bir genç kardeşim yanımıza gelerek şu sözleri söyledi: “İşsizlikten, çaresizlikten gençlerimiz uyuşturucu batağına saplanıyor, bizi Allah için kurtarın.” Bu gencin feryadı hâlâ heyetimizin kulaklarında çınlamaktadır.

Dere Üstü Islah Projesi

Bitlis Dere Üstü Islah Projesi kapsamında yapılacak yıkımlardan memnun olan bir tek esnaf görmedik ve göremedik. Kamulaştırmalarda uzlaşmayı seçen mülk sahiplerinin bile bir kısmı “Mecbur kaldık.” diye şikâyetçi oldular. Demek ki burada bir sorun var, demek ki burada istişare etmeden, keyfî yapılan bir iş var.

Peki, bunlar neden olmuştur, hiç düşündünüz mü? Böyle bir ekonomik kriz varken, üstüne pandemi şartları gelişmişken Bitlis’i böyle bir yıkımla karşı karşıya bırakmak biraz vicdansızlık ve sorumsuzluk değil midir? Yüzlerce, hatta binlerce yıllık bir ticaret hayatının olduğu kadim şehir Bitlis merkez bölgesinde yer alan çarşı bir “dere ıslahı projesi” adı altında yok edilme noktasına gelmiş durumdadır. Bilimsel araştırmalara göre, Bitlis Çayı’nın tamamında taşkın olma ihtimali en erken yirmi beş-otuz yılda birdir. Bitlis merkezde kısmi bazı kısımlar dışında büyük bir taşkını kimse hatırlayamamaktadır. O zaman, bu acele niyedir?

Bu gerçekler ortadayken, pek çoğu yüzlerce yıldır atadan, dededen kalan vakıf malı dükkânlarında çalışan esnafı plansız, programsız yerinden etmeye kalkmanın ne manası vardır? Bu ekonomik yıkım ortadayken esnafa “30 Hazirana kadar dükkânlarınızı tahliye edin, yoksa elektriğinizi, suyunuzu, doğal gazınızı keseriz.” demenin akla, mantığa, vicdana sığan bir yeri var mıdır? Uzlaşmak isteyen vatandaşlara “Uzlaşmazsanız kamulaştırma bedeliniz düşer.” demek hangi devlet geleneğine sığmaktadır? Devlet tehdit etmez değerli arkadaşlar, devlet tehdit etmez. Devlet, esnafını göç etmek zorunda bırakmaz. Devlet yaşatır; devlet yıkmaz, inşa eder. Ecdadımız “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” derken tam da bunu kastetmektedir.

Bitlisli, devletine bağlıdır, milletine bağlıdır, ülkesine bağlıdır; böyle bir muameleyi asla hak etmemektedir.

Bizzat Vali Bey’in heyetimize verdiği bilgiye göre, bölgede 467 bağımsız bölüm yıkım kapsamındadır. Bu rakamın gerçekte 700 civarında olduğu ifade edilmektedir. Burada mülk sahipleri üzerinden değerlendirmeler yapılırken asıl mağdur kesim olan vakıflar ve belediye kiracıları görmezden gelinmektedir. Aileleriyle birlikte binlerce insan bu yıkımdan etkilenecek ve göç etmek zorunda kalacaktır, yazık değil midir? Hiçbir Bitlisli derenin temizlenmesine, ıslahına, dere üstünde riskli görülen binaların yıkılmasına karşı çıkmaz ve çıkmıyorlar da.

Buradan, başta Bitlisli siyasetçiler olmak üzere, iktidara sesleniyorum: Gelin, bu konuyu Mecliste bir araştırma komisyonunda tartışalım, istişare edelim. Bütün Bitlis kökenli milletvekilleriyle gidip beraber meseleyi yerinde inceleyelim. En önemlisi, Danıştaya açılan dava sonuçlanana kadar tahliyeleri erteleyelim. Daha sonra geriye dönülmesi güç problemlerle karşı karşıya kalmayalım. Doğru kararı, Bitlisliyle birlikte ortak akılla verelim.

Bu düşüncelerle araştırma önergemize olumlu oy vermenizi talep ediyor, Genel Kurulu hürmetle ve saygıyla selamlıyorum.

Reklam Engelleyici Algılandı

Haber içeriğini görüntülemek için lütfen reklam engelleyici uygulamanızı devre dışı bırakınız.