Dünya

Bizde yasaklanırken ABD’de ödüllendiriliyor!

George Floyd, Mayıs 2020’de Minneapolis, Minnesota’da beyaz bir polis tutuklaması sırasında boynuna diz çöktükten sonra öldü. O anı cep telefonuna kaydeden genç kız, Pulitzer Ödülü’nü kazandı. Pulitzer Ödülü, Amerikan gazeteciliğinin en prestijli ödülüdür ve bu alanda “Oscar” olarak bilinir. Peki, bu video çekimi Türkiye’de olsaydı ne olurdu?

Türkiye’de çekim yasağı

Geçtiğimiz ayda İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan bir genelge ile basında olsan polisin müdahale sırasında yaşananları kayıt altına alamazsın. Ki bu bağlamda genelgenin yayınlanmasının hemen 2 gün sonrasında Taksim’de Yol TV adlı haber kanalının muhabiri polislerin protestolara karşı müdahalesini, müdahale şeklini görüntülemek isterken polis tarafından engellendi ve video çekimi yaptığı cep telefonunu yere attı. Bir taraftan ABD polislerinin sert müdahalelerini gündemde tutmaya çalışan Türk medyası maalesef Türkiye’de bu çekim yasağına tepki gösteremedi.

Özgür Basının Önemi

Aslında ‘’Özgür basın’’ demek doğru habercilik esaslarına bağlı kalarak, olayları saptırmadan olup bitenleri halkın yorumuna aynen bırakmak demektir. Basın, halkı doğru bilgilerle uyararak, devletin bir denetim mekanizması olması gerekirken maalesef bugünkü medya siyasilerin hatalarını örtmeye yarayan bir mekanizma haline dönüştü. Netice olarak Türk vatandaşı; bilmesi gereken, aydınlanması ve sorgulanması gereken birçok iddiaları suç liderlerinin itirafları ile öğreniyor. Halbuki özgür basının olduğu ülkede tüm yapılan yolsuzluklar bir şekilde su yüzeyine çıkarılır ve devlet yetkilileri bu ortaya saçılmış korkunç iddiaların üzerine gider… Ucu nereye kadar uzanırsa uzansın… Zira bunun aksi bir durum söz konusu olduğunda vatandaş yine doğru ve özgür basın yolu ile yetkililerin tutumunu görebilir ve ona göre düşünce sahibi olabilir.

ABD’de Basın Özgürlüğü

İşte tamda burada, ABD’de bir polisin cinayet işlediği anında ki görüntüleri saniye saniye çekilip sosyal medyaya servis edilirken kimse bu video çekimi yapan kişiye müdahale edildiğine şahit olmamıştır. Bu durum ülkemizde olsaydı, çekimi yapan bu insan büyük bir ihtimalle, ya devletin silahlı gücünü küçük düşürmek, ya toplumu polise karşı kışkırtmak suçlamaları ile hakim karşısına çıkardı. Zira George Floyd’un bu feci ölümü sansürsüz bir şekilde tüm ABD ve dünya basınında yayınlandı ve bunun karşılığında Amerika sokakları çok şiddetli karmaşaların yaşandığı bir protesto eylemlerine ev sahipliği yaptı. Tüm eylemlerden dolayı ne bu cinayet görüntülerine yayın yasağı getirildi nede meydana gelen olaylardan dolayı çekimi yapan kişi halkı kışkırtmakla suçlandı. Aksine, Amerikan gazeteciliğinin en prestijli ödülü olan Pulitzer Ödülünü aldı.

O beğenmediğimiz ABD’de bile basına bu kadar önem verilirken bizde nasıl? Daha geçtiğimiz gün Birgün’e Sedat Peker’in videolarını yayınladığı için soruşturma açıldığı iddia edildi. Ki normalde Peker’in iddiaları yenilecek ve yutulacak cinsten de değildi. Öyle ki Peker’in bu inanılması güç, doğru ise kaosa olanak sağlayan iddiaları dünya basınında bile manşet olmaya başladı. Ama olayın mahiyeti bu kadar ağır olmasına karşın hemen tüm basının bu iddiaların üzerine giderek doğru olup olmadığı araştırması gerekirken maalesef tam tersine hiç bir şey olmamış gibi gündeme bile getirilmiyor. Bunun yerine gündem saptırılarak ya AY’a çıkacağımız söyleniyor ya da Kemal Kılıçdaroğlu’nun SGK genel müdürü olduğu 22-25 yıl önceki mevzular ısıtılıyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu