Genel

Marmara Denizi ölüyor!

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Müsilajın serüveni de paralel bir süreç, öyle sürpriz yumurtadan falan çıkmadı, olağan bir doğa felaketi ise hiç değil, küresel iklim krizinin olmadığı gibi. Marmara Denizi, Türkiye kapitalizminin gelişim sürecine paralel olarak ölü denize döndü.

Fabrikaların atıkları arıtılmadan Marmara Denizi’ne döküldü!

Sermaye büyüdü; Marmara Denizi, göller, doğa öldü. Müsilaj, denizlerdeki biyolojik yaşamın başlangıcı olan Fitoplanktonların aşırı çoğalması sonucu ortaya çıktı. Marmara’da ilk 2007 yılında görüldü fakat bu sefer durum ciddi ve yayılıyor; esas sebebi ise azot ve fosfor kirleticileri, denizlerin kentlerin çöplüğüne, kanalizasyonlarına dönüşmesi yani tam olarak kentsel girişimi betonlaşmayla eşdeğer hâle getiren, kara yolunu, asfaltı temel ulaşım yöntemi olarak gören, inşaatı ve enerji yatırımlarını da temel birikim modeli olarak gören siyasi anlayışın marifetleri. İlkin, kentsel atıkların, apartman atıklarının arıtılmadan denize verilmesiyle başladı 80’lerden sonra buna hızla çoğalan fabrikaların atıkları eklendi, 90’lı ve 2000’li yıllarda ise gelişen fabrikaların zehirli atıkları eklendi. Fabrikalar gelişirken yaşam adım adım yok olmaya başladı ve bu bize kapitalist kalkınma diye yutturulmaya çalışıldı. Süper mega projelerin devasa hafriyatları da Marmara Denizi’ne döküldü.

Salda Gölü’ne inşaat yapmayı planlayanlar Marmara Denizi’ni mi kurtaracak?

Marmara Denizi çevresinin nüfusu 25 milyona yaklaştı, ülke sanayisinin de yarısından fazlası bu denizin çevresinde. Oysa Marmara Denizi, milyonlarca yıllık ve nadide özelliklere sahip çok sayıda canlıya ev sahipliği yapan bir deniz ve iç deniz niteliğiyle nispeten hareketsiz, sadece 2 boğazla beslenen hassas bir deniz. Çöp dökmek bir yana özel olarak korunması gereken bir deniz fakat ne acıdır ki Salda Gölü’ne inşaat yapmayı çevrecilik olarak pazarlayan bir iktidarla Marmara Denizi’ni kurtarmayı konuşuyoruz.

Marmara Denizi son kırk yılda normalden 2,5 derece daha fazla ısınmış durumda, sebebi ise deniz kirliliği, fosil yakıtların yarattığı sera etkisi gibi. Evet, kirlilik ve su sıcaklığı müsilaj için uygun koşulları yarattı.

Marmara Denizi bugünlere nasıl geldi?

2006 yılında Kentsel Atıksu Arıtımı Yönetmeliği açıklandı ancak uygulanmadı. Oysa yönetmelikte arıtma tesislerinden çıkan azot ve fosfor değerlerinin düşürülmesi vardı. Yani sürpriz bir durumla karşı karşıya bulunmadığımız gibi, çevre açısından da yola ilk defa çıkılmış değil, bu konuda bilim insanlarının çok sayıda araştırması var. Fakat mesele yasal düzenlemeler değil, onu uygulayacak siyasi akıl, nitelik meselesi; mesele tercihler meselesi. Mevcut arıtma tesislerine ise 23 Aralık 2016’dan sonra yedi yıl geçiş süreci tanındı. Marmara’ya ölümcül darbe ise Ergene Nehri atıklarının Marmara Denizi’ne dökülmesiyle oldu. Ergene Nehri, evsel ve endüstriyel atıklarıyla zehir saçmaya devam ediyor.

Tüm dertlere derman olarak devreye sokulan derin deniz deşarjı yöntemi ise tam olarak kirliliği evin bir diğer odasına süpürmek anlamına geliyor. Kanalizasyonları, fabrika atıklarını toplayıp borularla denizin altına pompalamak deniz deşarjının yöntemi. Deşarj edilen sular ters akıntıyla Karadeniz’e gönderilecek; bir denizi kurtaralım derken diğer denizi kirletmek. Peki, böyle mi oluyor? Hayır. Birincisi: Deşarj edilirken atıklar ön arıtmadan geçiriliyor, sadece katı olanlar kalıyor, eleniyor, gerisi olduğu gibi denize gönderiliyor. Ayrıca, hafriyatların oluşturduğu tepecikler ters akıntıyı da engellediğinden sular Karadeniz’e de ulaşamıyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Küresel İklim Değişikliğinin Etkilerinin En Aza İndirilmesi, Kuraklıkla Mücadele ve Su Kaynaklarının Verimli Kullanılması İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonundan verilen bilgiye göre, arıtılan suların sadece yüzde 37’sinin temiz, yüzde 23’ünün kirli, yüzde 40’ının da çok kirli olarak akarsulara gönderildiği belirtiliyor.

Başta da belirttiğimiz gibi, Türkiye sermayesinin neredeyse yarısından fazlası Marmara Denizi etrafında kurulu. Daha ekonomik olsun diye denizin hemen kenarında konumlanmışlar, böylece mesafe ve soğutma suyu masrafından da kâr etmiş oluyorlar, 50 işçiden fazla çalışanı olan iş yerlerinden çoğunluğunun arıtma tesisi bile yok.

Peki, ne yapmak lazım? İlk elden, Marmara’ya giden tüm atıklar kesilmelidir. Marmara etrafındaki tüm işletmeler -İzmit’ten Trakya’ya kadar- durdurulmalıdır, ileri arıtma sistemi olmayanların ruhsatları iptal edilmelidir. Atıklar, arıtıldıktan sonra denize değil, tarımda ve ikinci dereceden kentsel ihtiyaçlara kullanılmalıdır. İleri biyolojik arıtmaya geçilmelidir. Bu konuda gerekli olan bütçe, halka değil, şirketlere yüklenmelidir. Salya sadece yüzeyde olmadığından, yüzey temizliği sırasında daha fazlası dibe de çökebilir, bu konuda bilim insanlarıyla, çevre mühendisleri odalarıyla ortak çalışma yürütülmelidir. Arıtma tesislerinin geçtiğimiz süreçte çalıştırılıp çalıştırılmadığı bağımsız heyetlerce denetlenmelidir. Tüm arıtma tesisleri de bağımsız kurumlarca denetlenmeli, çevre mühendisleri bu denetleme işinin de bir parçası hâline getirilmelidir.

Yeni planlamada, Marmara Bölgesi’nde sanayileşme durdurulmalıdır, yeni kentleşme ve nüfus akışı engellenmelidir. Kanal İstanbul Projesi derhâl durdurulmalıdır çünkü Kanal İstanbul, hem Karadeniz’den gelecek kirliliği artıracak hem de bölgede kentleşmeyi artıracaktır, basıncı artıracaktır.

Dünya yok olma tehdidi altında, geçici çözümler değil, kalıcı çözümlere ihtiyaç var. Ülkeyi şirket gibi yönetmek isteyenlerle bunu başarma şansımız yok. Müsilajla mücadele de doğayı kurtarma mücadelesi de aynı zamanda bu şirket gibi yönetme mantığıyla mücadeleden geçiyor.

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu