Gündem

Türkiye’nin Deprem Gerçeği ve İktidarın Unuttuğu Sosyal Konut Vaatleri

Türkiye’deki deprem riski ve sosyal konut projelerinin gerçekleşme durumu üzerine kapsamlı bir analiz. Tekirdağ Milletvekili Cem Avşar’ın eleştirileri ışığında, siyasi vaatlerin ve gerçekleşen projelerin detaylı bir incelemesi.

Türkiye, özellikle Marmara Bölgesi olmak üzere, deprem riski yüksek bir ülke olarak bilinir. Bu gerçek, vatandaşların günlük yaşamlarını ve gelecek planlarını doğrudan etkilemektedir. Tekirdağ Milletvekili Cem Avşar’ın konuşmaları, deprem meselesinin ve sosyal konut projelerinin siyasi arenada nasıl bir nakarat haline geldiğini vurgulamaktadır. Bu makalede, Avşar’ın konuşmalarından yola çıkarak, Türkiye’nin deprem gerçeği ve sosyal konut vaatlerinin akıbetini detaylı bir şekilde ele alacağız.

Deprem ve Siyasi Vaatlerin Gerçek Yüzü

Deprem, Türkiye’nin en önemli gündem maddelerinden biri olmasına rağmen, seçim dönemlerinde verilen vaatlerin çoğu zaman gerçekleşmediği görülmektedir. “100 bin sosyal konut” vaadi ile başlayan süreç, zamanla “250 bin”, “300 bin” ve nihayetinde “650 bin” konut vaadine dönüşmüştür. Ancak bu rakamların ne kadarının gerçekleştiği, hangi projelerin hayata geçirildiği belirsizliğini korumaktadır.

Sosyal Konut Projeleri: Vaatler ve Gerçekler

“Cumhuriyet tarihinin en büyük sosyal konut projesi” olarak lanse edilen 250 bin konut projesi, teknik olarak mümkün olmayan “Bir yıl içerisinde 319 bin konut teslim edeceğiz” gibi iddialı sözlerle kamuoyunun dikkatini çekmiştir. Ancak bu projelerin ne kadarının tamamlandığı, hangilerinin hayata geçtiği konusunda net bir bilgi bulunmamaktadır.

Deprem Bölgesinde Yaşayan Vatandaşların Beklentileri

Deprem bölgesinde yaşayan vatandaşlar, güvenli konutlara olan ihtiyaçlarını sıkça dile getirmektedirler. Özellikle Marmara Bölgesi’nde ve 6 Şubat depremlerinin yaşandığı illerde, çocukların bile “Sağlam bir ev istiyorum” şeklindeki basit ama hayati beklentileri, toplumun bu konudaki hassasiyetini gözler önüne sermektedir.

Deprem Gerçeği ve Siyasi Söylemler

Deprem, sadece bir siyasi mesele olarak değil, aynı zamanda bir beka sorunu olarak ele alınmalıdır. İstanbul adayı Sayın Kurum’un seçim öncesi İstanbul depremini merkezine alan kampanyası, 650 bin konut inşa edileceği vaadiyle dikkat çekmiştir. Ancak bu vaatlerin ne kadarının gerçekleştiği, iktidar partisinin bu konudaki samimiyetinin bir turnusol kağıdı olarak değerlendirilmektedir.

Belediyelerin Deprem Hazırlığı ve İş Birlikleri

Deprem hazırlığı konusunda belediyeler arası iş birlikleri, siyasi çekişmelerin ötesinde, hayati önem taşımaktadır. İstanbul başta olmak üzere Marmara Bölgesi’ndeki bütün büyükşehir ve ilçe belediyeleri, deprem bölgesiyle alakalı verdikleri vaatlerin gerisinde kalmamalı, çalıştay ve farkındalık çalışmalarını eyleme dökme ihtiyacı hissetmelidir. Konuya ilişkin açıklamalar yapan Tekirdağ Milletvekili Cem Avşar şu bilgileri paylaştı;

Evet, bir nakarattır gidiyor deprem meselesi; önce “100 bin sosyal konut” dedik, 250 bin oldu, 300 bin oldu, seçimden önce 650 bin oldu. Açıklanan modellere, projelere, çalıştaylara, toplantılara, her seçim öncesi gösterişli salonlarda şahit olduk, oluyoruz. Tam da “Bu defa oldu.” derken, bir bakıyoruz, seçim bitmiş, depremin üzerinden zaman geçmiş, mesele tedavülden kalkmış, unutulmuş. Bunu “Cumhuriyet tarihinin en büyük sosyal konut projesi” adıyla başlayan 250 bin konutta gördük, bunu deprem bölgesinde teknik olarak mümkün olmayan “Bir yıl içerisinde 319 bin konut teslim edeceğiz.” diyen sözlerde gördük, bunu “Ulusal Risk Kalkanı Modeli”nde de “Yüzyılın Dönüşümü İstanbul” projesinde de gördük. Peki, bunlar nerede? Ne kadarı yapıldı? Hangisi hayata geçti? Bunlar zaten sürekli dile getirdiğimiz, akıbetleri belli olan ayrı bir tartışma konusu. Ama bugünün meselesi, artık bu seçim yatırımlarını bırakıp bir seferberlik başlatılma ihtiyacıdır.

Kimsenin halkı canıyla imtihan etmeye, böyle hayati meseleyi gündelik siyasete kurban etmeye, bunu bir siyasi çekişme alanına dönüştürmeye hakkı yoktur. Bölgenizde hepinize depremle alakalı serzenişte bulunan vatandaşlar vardır. Bu psikolojik durum özellikle Marmara Bölgesi’nde ve 6 Şubat depremlerinin yaşandığı illerde öyle bir noktaya gelmiş ki 23 Nisan günü çocuğa “Hayallerin nedir?” diye soruyorlar, çocuk cevap veriyor: “Sağlam bir ev istiyorum.” Bu ülkede 9-10 yaşındaki çocukların hayalleri buysa kimse işini doğru yapmıyor demektir.

Daha on beş ay öncesi Mesut Hançer -Kahramanmaraşlı- enkaz altındaki evladının elini tutuyor. Hepiniz bu resmi hatırlıyorsunuz, bu resim benim odamın duvarında duruyor. Niye biliyor musunuz? Unutmamak için çünkü burada bir babanın çaresizliğini, bir babanın toprak altında kalan yüreğinin ve depremin fotoğrafını görüyoruz. Bu sebeple, bu çatı altındaki kimse de bu resmi ve deprem gerçeğini ve de bu konuyla alakalı bugüne kadar verdiği vaatleri unutmamalı ki bu iş, bu acı bir daha tekrarlanmasın.

Bakın, İstanbul adayı Sayın Kurum, seçim öncesi İstanbul depremini merkezine alan bir kampanya üretti; 650 bin konut inşa edileceğini, ofis, afet müdahale merkezleri, itfaiye istasyonları, acil durum hastaneleri vesaire gibi birçok fiziksel altyapı vaadinde bulundu; seçilmedi ama AK PARTİ iktidarda. Dolayısıyla bu noktada İstanbul’un, Tekirdağ’ın, Kocaeli’nin, Marmara Bölgesi’nin depremi hazırlığı özellikle iktidar partisi için gerçek bir samimiyet turnusolü.

Deprem gerçek bir beka sorunu olarak görülüyorsa belediyelerin muhalefette olduğuna bakmadan iş birlikleri geliştirilmeli. Bu söylediklerim başta İstanbul olmak üzere, Marmara Bölgesi’ndeki bütün büyükşehir belediyeleri, bütün ilçe belediyeleri için de geçerlidir. Geçtiğimiz beş yılda onları da deprem bölgesiyle alakalı verdikleri vaatlerin gerisinde buluyoruz. Çalıştay ve farkındalık noktasındaki çalışmalarını bu dönem daha fazla eyleme ve icraata dökme ihtiyaçları hasıl olmuştur. elbette bakanlık, iktidar ve muhalefet belediyesi demeden iş birliğine açık olacak; alternatif modelleri, finansman kaynağı, kira desteği gibi birçok konuda vatandaşa kolaylık sağlayacak.