Kamu Haberleri

Eğitim Müfredatı Tartışması: Geleneksel Değerler ve Toplumsal Çatışmaların Kesişim Noktası

Türkiye Milli Eğitim Bakanlığı'nın yeni eğitim müfredatı, geleneksel roller, kadın hakları ve toplumsal çatışmalar arasında dikkat çekici bağlantılar sunuyor. İstanbul Milletvekili Kezban Konukçu'nun eleştirileri ve öngörüleri, eğitimdeki bu değişikliklerin toplumsal yansımalarını derinlemesine tartışıyor.

Türkiye Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan yeni eğitim müfredatı, toplumun temel yapısını ve geleneksel değerleri ön plana çıkaran değişiklikler içeriyor. Müfredatta, “aile reisi” olarak tanımlanan erkek figürü ile devlet yöneticileri arasında fıtrat temelli bir bağ kurulması, İslam hukuku üzerinden nikâh şartlarının tanımlanması ve kadının çalışma hayatı gibi konular ele alınıyor. Bu yeni düzenlemeler, kadının toplumdaki rolü ve aile yapısı üzerine ciddi tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Kadınların Toplumsal Rolü ve Müfredat Üzerine Eleştiriler

İstanbul Milletvekili Kezban Konukçu, müfredatta kadınlara atfedilen rollerin, geleneksel kavramlar üzerinden şiddet sarmalına itilmesinin teorize edildiğini vurguluyor. Konukçu, bu durumun kadın haklarında geriye gidiş anlamına geldiğini ve toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesine zarar verdiğini savunuyor. Özellikle kadının çalışma hayatına girmesi, evlenme yaşı ve boşanma oranlarındaki artış gibi konuların sorun olarak nitelendirilmesi, çağdaş toplum değerleri ile çatışıyor.

Kürtçe Öğretmen Atamaları ve Eğitimde Dil Politikaları

Konukçu’nun eleştirilerinin bir diğer odağı ise Kürtçe öğretmen atamaları. Milli Eğitim Bakanlığı’nın yapacağı 20 bin atama içinde sadece 10 Kürtçe öğretmenin yer alacağını belirten Konukçu, geçen yıl Kürtçe dersini seçmeli olarak talep eden 20 binden fazla öğrenci olduğunu hatırlatıyor. Bu durum, eğitimde dil hakları ve çeşitliliğin gözetilmesi açısından önemli bir eksiklik olarak değerlendiriliyor.

Toplumsal Mücadele ve 1 Mayıs Gösterileri

Konukçu, toplumun farklı kesimlerinin, özellikle de emekçilerin, yaşam koşullarına dikkat çekiyor. 1 Mayıs’ta Saraçhane’de düzenlenen gösterilere katılan sosyalistleri ve devrimcileri selamlayan Konukçu, bu kişilerin toplum mühendisliğine ve açlık sınırı altında yaşama itilmeye karşı çıktıklarını vurguluyor. Bu durum, hükümetin politikalarına karşı geniş çaplı bir toplumsal muhalefetin varlığını gösteriyor.

Konuya ilişkin yapılan açıklamalarda şu bilgilere yer verildi;

Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni hazırladığı Müfredatta dikkat çeken bir diğer nokta: “Aile reisi” olarak tanımlanan erkeğin hak ve sorumlulukları ile devlet yöneticilerinin hak ve sorumlulukları arasında bir bağ kuruluyor, fıtrat bağı kuruluyor. Mahremiyet, İslam hukuku üzerinden nikâhın şartları tanımlanıyor, ayet ve hadisler ışığında bunlar ele alınıyor. Kadının çalışma hayatına girmesi, evlenme yaşının yükselmesi, çocuklarının ve aile büyüklerinin bakımından aile dışı kurumların sayısının artışı ve boşanma artışı bir sorun olarak tanımlanıyor yani bu, müfredatta yer alıyor.

Ben okudukça inanamadım gerçekten. Fıtrat tanımlaması üzerinden, bu geleneksel kavramlar üzerinden kadınlar yine bir şiddet sarmalı içerisine sürüklenmek isteniyor ve bunun teorisi bu müfredatla yapılıyor. Ben konuşmamın sonlarına doğru özellikle Millî Eğitim Bakanlığının atamalarındaki sayılara dikkat çekmek istiyorum: “20 bin atama yapılacak.” dendi, bu 20 bin atamanın içinde sadece 10 tane Kürtçe öğretmen atanacak, sadece 10 tane.

Geçen yıl seçmeli ders olarak Kürtçeyi isteyen 20 binin üzerinde öğrenci vardı, bu gerçeğin üzerini örtemezsiniz. Peki, pozitif bilim öğretmenlerine ayrılan kontenjan nedir? İlköğretim matematik 174, ortaöğretim matematik 314 ama bir bakıyoruz ki din kültürü ve ahlâk bilgisi 1.594.

Ben özellikle son olarak, bu yaratmak istediğiniz toplum modeline, emekçilerin açlık sınırında yaşamasına karşı sesini yükselten, 1 Mayısta sokaklarda olan -özellikle Saraçhane’de- hani düşmana karşı sanki korunmak için uygulanan bentlere karşı mücadele eden, o bentlerin arkasındaki, surların arkasındaki, açlık sınırına karşı mücadele eden bütün sosyalistleri, devrimcileri, işçileri selamlıyorum. İşte onları, bu düzeniniz devam etsin diye, insanlar açlık sınırının altında yaşamayı kabul etsin, itaatkâr olsun diye kurmak istediğiniz o sisteme karşı çıkan devrimcilerin, sosyalistlerin evine kapıları böyle delerek girdiniz ama boşuna, bütün bunlar boşuna. Bir ses yükseliyor, bir soluk yükseliyor; bütün bunlara karşı, bu toplum mühendisliğine karşı, açlık sınırının altında yaşama itilmeye karşı biz hep birlikte mücadelemizi her yerde yükselteceğiz.