Kamu Haberleri

Türkiye’deki Geri Gönderme Merkezlerinde İnsan Hakları Krizi

İstanbul Milletvekili Türkan Elçi'nin, Türkiye'deki geri gönderme merkezlerinde yaşanan insan hakları ihlallerine dair önemli açıklamaları ve bu konuda alınması gereken önlemler. Elçi'nin görüşleri, mülteci hakları ve Türkiye'nin uluslararası hukuk çerçevesindeki yükümlülükleri ele alınıyor.

Mülteci krizi, global bir insanlık meselesi olarak öne çıkmaya devam ederken, Türkiye’nin bu konudaki duruşu ve aldığı önlemler de uluslararası camianın dikkatini çekiyor. İstanbul Milletvekili Türkan Elçi, geri gönderme merkezlerinde yaşanan insan hakları ihlalleri hakkında ciddi iddialarda bulundu. Elçi, bu iddiaların araştırılması için meclis grup önerisi sunarak, konunun üzerine gidilmesinin şart olduğunu vurguladı.

Geri Gönderme Merkezlerindeki İddialar ve Türkiye’nin Sorumluluğu

Türkiye, savaş, zulüm ve iç çatışmalar nedeniyle yurtlarını terk etmek zorunda kalan milyonlarca mülteciye kapılarını açmış bir ülke olarak bilinir. Resmi rakamlara göre Türkiye’de 4 milyon 650 bin düzenli göçmen bulunuyor, fakat gerçek sayının bu rakamları aştığı tahmin ediliyor. Ülkede bulunan yaklaşık 30 geri gönderme merkezinde ise 20.000’den fazla mültecinin yaşadığı biliniyor.

Ancak son dönemlerde bu merkezler, mültecilere yönelik işkence, tecavüz, sağlık hakkına erişim engeli ve güvenlik personeli tarafından yapılan kötü muamele gibi ciddi iddialarla gündeme gelmiştir. Özellikle Antalya Döşemealtı Geri Gönderme Merkezi’nden gelen işkence ve kötü muamele şikayetleri, milletvekillerinin de dikkatini çekmiş ve konuyla ilgili soru önergeleri verilmiştir. Göçmen Sendikası’nın belirttiğine göre, “52 mültecinin imzaladığı dilekçe ile yaşanan keyfi, hukuksuz ve ırkçı uygulamalar kamuoyuna duyurulmuş ve bu merkezlerin kapatılması talep edilmiştir.”

Uluslararası Yükümlülükler ve İnsan Hakları Sözleşmeleri

Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Cenevre Sözleşmeleri gibi uluslararası anlaşmalara taraf olarak, mültecilerin ve sığınmacıların haklarını koruma konusunda belirli yükümlülükleri üstlenmiştir. Bu yükümlülükler, her koşulda işkence ve kötü muamele yasağını içerir. Elçi, bu bağlamda, Türkiye’nin bu yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini sorgulamakta ve iddiaların tarafsız bir şekilde araştırılmasını talep etmektedir.

Geleceğe Bakış: Savaş ve Şiddete Karşı Mücadele

Elçi’nin vurguladığı bir diğer önemli nokta, savaş ve şiddet olaylarının önlenmesine yönelik uluslararası çabaların desteklenmesi gerektiğidir. Bu çabalar, mültecilerin kendi topraklarını terk etme zorunluluğunu en aza indirgeyecek ve böylece mülteci krizlerinin önüne geçilmesine yardımcı olacaktır.

Milletvekili Türkan Elçi’nin bu konudaki tutumu, sadece Türkiye’nin değil, tüm dünyanın mülteci sorununa karşı daha duyarlı ve etkin politikalar geliştirmesi gerektiğini gösteriyor. Türkiye’nin insan haklarına olan taahhüdü, uluslararası alanda da önemli bir sınavdan geçiyor. Elçi’nin açıklamaları, bu konuda atılacak adımların sadece yasal yükümlülüklerle sınırlı kalmaması, aynı zamanda evrensel insan hakları değerlerine dayanması gerektiğini hatırlatıyor. Bu çerçevede, Türkiye’nin ve dünya devletlerinin mülteci haklarına yönelik sorumluluklarını yerine getirme çabaları, uluslararası toplumun gözlemi altında daha da büyük bir önem kazanmaktadır.

Türkiye’deki Geri Gönderme Merkezlerinde İnsan Hakları Krizine ilişkin yapılan açıklamalarda şu bilgilere yer verildi;

DEM PARTİ’nin geri gönderme merkezleri hakkındaki iddiaların araştırılmasıyla ilgili grup önerisi hakkında söz almış bulunmaktayım. Hepimizin bildiği üzere, uzun yıllardan beri Orta Doğu ve Avrupa ülkelerinin gündeminden düşmeyen sorunların başında mülteci sorunu gelmektedir. Dünya devlerinin kendi aralarındaki çıkar ilişkilerinden mütevellit savaşların acı faturası ne acıdır ki halklara ve tesis edilen savaşlarda hiçbir suçu, günahı olmayan insanlara çıkarılmaktadır.

İnsanlar doğup büyüdükleri toprakları istemleri dışında terk etmek zorunda kalmaktadırlar. Aynı zamanda tesis edilen bu savaşlardan, iç çatışmalardan dolayı zulüm görmekten korktukları için ülkesine dönemeyecek durumda olan mültecilerin başka bir ülkeye sığınma taleplerinin yasalarla sağlanan bir hak olduğu da unutulmamalıdır. Ülkemizde resmî açıklamalara göre 4 milyon 650 bin civarında düzenli göçmen olduğu belirtilirken gerçek sayının bundan daha fazla olduğu herkes tarafından bilinmektedir.

Ülkemizde 30 civarında geri gönderme merkezi bulunurken bu merkezlerde 20.000’den fazla mültecinin kaldığı da bilinen bir gerçek. Son dönemlerde ülkemize sığınan mültecilerin geri gönderme merkezlerinde gündeme gelen işkence, tecavüz, sağlık hakkı erişimi, güvenlik personelleri tarafından görülen kötü muamele iddialarına yer veriliyor. Farklı partilerden milletvekili arkadaşlarımızın Antalya Döşemealtı Geri Gönderme Merkezinden gelen işkence ve kötü muamele şikâyetlerine ilişkin İçişleri Bakanlığının yanıtlaması istemiyle soru önergeleri verildi bildiğiniz üzere.

Göçmen Sendikası tarafından “52 mültecinin imzaladığı dilekçeyi paylaşıyoruz. Keyfî, hukuksuz ve ırkçı uygulamaların karşısında göçmenlerin, mültecilerin, sığınmacıların yanındayız. İşkence merkezi hâline gelen geri gönderme merkezleri kapatılsın.” açıklaması yapılmıştı. Ne yazık ki bunlar sıkça duyduğumuz haberler. Ayrıca, Antalya Barosunun henüz yayınlanmayan raporunda, Antalya’dan Van’a nakil sırasında sığınmacıların ellerinin kelepçeli bir şekilde götürüldüklerine dair bilgilere yer verildi.

Bu ve benzeri hak ihlallerinin karşısında durarak Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Cenevre Sözleşmelerinden kaynaklanan, insan hakları ihlallerine karşı yükümlülüklerinin olduğunu ve insanlığın evrensel ortak mirası olan işkence ve aynı zamanda, kötü muamele yasağının insan hakları hukukunun en temel kurallarından biri olduğunu her koşulda hatırlatarak hak ihlallerinin olduğuna dair şikâyetlerin hiçbir kuşkuya mahal bırakmayacak şekilde ilgili idari birimlerin tarafsız bir şekilde denetiminin yapılması gerekmektedir. İster ülkemizde ister başka ülkelerdeki vatandaşların mülteci konumuna düşmemesi, insanların bulunduğu toprakları terk etmek mecburiyetinde kalmamaları için her durum ve koşulda savaşa ve her türlü şiddete karşı mücadelemizi devam ettireceğimizi belirterek sizleri saygıyla selamlıyorum.