Kamu Haberleri

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Haklarına Dair Yargı Süreçlerinde Usulsüzlük İddiaları

Antalya Milletvekili Serap Yazıcı Özbudun, Kobani olayları üzerinden Türkiye'deki yargı süreçlerindeki usulsüzlükler ve toplantı ve gösteri yürüyüşü hakları ihlallerini ele alıyor. Milletvekilinin, Anayasal hakların korunması ve adaletin sağlanması yönündeki vurgularıyla dolu açıklamalarını detaylıca inceliyoruz.

Demokratik Meclis süreçlerinin en önemli görevlerinden biri, halkın sesini duyurarak yasama organı içinde etkili bir şekilde temsil edebilmektir. Bu bağlamda, Antalya Milletvekili Serap Yazıcı Özbudun’un, Kobani olayları ve Türkiye’deki genel toplantı ve gösteri yürüyüşü hakları üzerine yaptığı konuşma, meclis gündemine damgasını vurdu.

Demokratik Haklar ve Anayasal İhlaller

Özbudun’un dile getirdiği sorunlar, Türkiye’deki demokratik hakların kullanımıyla ilgili ciddi endişeleri içeriyor. Anayasa’nın 34. maddesi, her vatandaşın toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını garanti altına alırken, pratikte bu hakların nasıl engellendiği ve ihlal edildiği üzerine ciddi suçlamalar mevcut. Özbudun’a göre, Türkiye’de bu hakları kullanmaya çalışanlar sıklıkla provokatif eylemler ve güvenlik güçlerinin ölçüsüz güç kullanımıyla karşı karşıya kalıyor. Özellikle Kobani olayları ve Gezi Parkı protestoları bu durumun somut örnekleri olarak karşımıza çıkıyor.

Yargı Süreçlerinde Usulsüzlük İddiaları

Özbudun, yargı sürecinde yaşanan usulsüzlüklerin Anayasa’nın temel prensipleriyle bağdaşmadığını vurguluyor. Anayasa’nın 2. maddesi, hukuk devleti ilkesini esas alırken, 138. madde bağımsız yargıyı garanti altına alır. Ancak, siyasi ve nüfuz sahibi aktörlerin yargıya müdahalesi, bu bağımsızlığın önüne geçebiliyor. Milletvekili, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda ciddi endişelerini dile getiriyor ve adaletin sağlanmasında bu iki faktörün ne kadar hayati olduğunu anlatıyor.

Adil Yargılanma Hakkı ve Uluslararası Boyut

Adil yargılanma hakkı, hem Anayasa’mızda hem de Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde teminat altına alınmıştır. Özbudun, Türkiye’nin 1954’ten beri Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olduğunu ve 1989’dan itibaren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını kabul ettiğini hatırlatıyor. Ancak bu hakların uygulamada tam olarak sağlanamadığını, yargı süreçlerinde yaşanan ihlallerle bir kez daha gözler önüne seriliyor.

Yumuşama Sinyalleri ve Meclis Gerçekleri

Son olarak Özbudun, Adalet ve Kalkınma Partisi’ne ve diğer meclis üyelerine seslenerek, önergenin kabul edilip edilmemesinin, iktidarın gerçek niyet ve demokratik değerlere verdiği önemi göstereceğini belirtiyor. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı’nın seçimler sonrası verdiği yumuşama sinyallerinin, pratikte nasıl bir karşılık bulacağı merak konusu. Özbudun, bu durumu bir “samimiyet testi” olarak nitelendiriyor ve tüm milletvekillerini bu testi geçmeye davet ediyor.

Antalya Milletvekili Serap Yazıcı Özbudun’un cesurca dile getirdiği bu konular, Türkiye’de demokrasinin ve yargı bağımsızlığının geleceği açısından büyük önem taşıyor. Hakların korunması ve adil yargılanma sürecinin sağlanması, hem ulusal hem de uluslararası alanda Türkiye’nin itibarını etkileyen temel unsurlar arasında yer alıyor. Bu nedenle, bu tür konuşmalar ve tartışmalar, sadece meclis koridorlarında değil, tüm toplumun gündeminde olmalı.

Konuua ilişkin Serap Yazıcı Özbudun şu açıklamalarda bulundu;

DEM PARTİ’nin Kobani olaylarının yargılama süreci hakkında verdiği önerge üzerine söz almış bulunuyorum. Önergeyi okuduğumuzda birkaç önemli nokta dikkat çekiyor, bunlardan biri Anayasa’mızın 34’üncü maddesinde düzenlenen ve aslında demokrasinin de olmazsa olmazları arasında yer alan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkıyla ilgili. Maalesef Türkiye’deki uygulamalar şunu gösteriyor: Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını anayasal sınırlar içinde kullananlar bir biçimde provokatif eylemlere maruz kalıyor, buna güvenlik güçlerinin ölçüsüz güç kullanımı eklendiğinde çok ciddi hak ihlalleri ve mağduriyetler ortaya çıkıyor.

Nitekim, bu sadece Kobani olaylarıyla ilgili değil, pek çok olayda karşımıza çıkıyor, Gezi Parkı protestoları da bunlardan birini oluşturmakta. Önergede vurgulanan diğer bir husus ise şu: Bu olaylara ilişkin yargılama sürecinde birtakım usulsüzlüklerin olduğu iddia edilmiş. Oysa, biliyorsunuz, Anayasa’mızın 2’nci maddesi hukuk devleti ilkesine yer vermiştir; bu ilke karşısında yargı kurumunun temel vazifesi herhangi bir yargılama süreciyle ilgili maddi hakikati araştırmaktır.

Maddi hakikatinin araştırılması ise ancak ne zaman mümkün olabilir? Yargı kurumu bağımsız kılındığında. Eğer yargı aktörlerine siyasi aktörler veya nüfuz sahibi başkaca aktörler müdahale edebiliyorlarsa, emir ve talimat verebiliyorlarsa o takdirde yargılama sürecinde maddi hakikatin bulunma ihtimali mevcut değildir ki bunlar Anayasa’mızın 138’inci maddesiyle de emredilmiştir. Hâliyle önergede belirtilen husus eğer gerçekse Anayasa’mızın 2 ve 138’inci maddelerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşabiliriz.

Öte yandan, adil yargılanma hakkıyla ilgili de bu dava bağlamında birtakım ihlallerin olduğu iddia edilmiş. Adil yargılanma hakkı aslında hukuk devleti ilkesinde mündemiç yani zımnen mevcut olan bir halk ama aynı zamanda 2001 Anayasa değişikliğiyle Anayasa’mızın 36’ncı maddesinde hükme bağlanmış. Kaldı ki Türkiye’nin 1954’ten beri taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesiyle hükme bağlanmış bir hak ve Türkiye bildiğiniz gibi 1989’dan bu yana Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarının bağlayıcılığını kabul etmiş durumda. Ama daha önemlisi, 90’ıncı madde gereğince zaten Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve hürriyetler kanunların üzerinde görülmüş durumda.

Şimdi, ben buradan Adalet ve Kalkınma Partisi sıralarındaki arkadaşlarıma seslenmek istiyorum: Biz bu önergeye destek vereceğiz Saadet ve Gelecek Grubu olarak ama şunu biliyoruz: İktidar blokunun oylarıyla reddedilecek. Neden mi? Çünkü aşağı yukarı Temmuz 2023’ten bu yana haftada 12, ayda ortalama 48 önerge veriyoruz ve bu bir yıl içinde aşağı yukarı 500 önerge anlamına geliyor. Bunların hepsi, içeriklerine bakılmaksızın iktidar blokunun oylarıyla reddedildi. Oysa Sayın Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı seçim sonuçları karşısında bir yumuşama sinyali verdi. Şimdi, değerli AKP milletvekillerinden ricam, bu bir samimiyet testi. Eğer bu yumuşama sinyali gerçekse…