Gündem

İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi

AYHAN EREL (Aksaray Milletvekili) -Yüce Türk milleti; İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine partim İYİ Parti adına söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, her ne kadar komisyon görüşmelerinde ve Genel Kurul görüşmelerinde temel kanun olarak adlandırılsa da aslında siyasi iradenin olağan bir uygulaması hâline gelen bir torba kanun teklifidir. Cumhurbaşkanlığı Hükûmet sisteminin temel amaçlarından olan net kuvvetler ayrılığı ve yasamanın güçlendirilmesi hedefleri maalesef gerçekleştirilememiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yasama faaliyetleri, ilgili konuda verilen teklifler değerlendirilmeden, teknik ve mali konularda etki analizleri yapılmadan, değerlendirme raporları hazırlanmadan “temel kanun” adıyla torba ve yamalı kanunlarla gerçekleştirilmektedir.

Konkordato kapsamında 2050 şirket bulunmaktadır

Ticaret Bakanlığı verilerine göre, 2020 sonu itibarıyla Türkiye genelinde haklarında konkordato kapsamında mühlet kararı verilmiş toplam 2050 şirket bulunmaktadır. Ulusal Yargı Ağından alınan verilere göre, 1 Ocak ile 21 Mayıs 2021 tarihleri arasında icra iflas dairelerinde toplam 2 milyon 852 bin yeni dosya ihdas edilmiştir. İcra dairelerinde derdest bulunan dosya sayısı, bir yıl önceki 21 Mayıs 2020 tarihine göre, 1 milyon 411 bin 830 artarak -21 Mayıstaki resmî kayıtlara göre- 21 milyon 940 bin 111’e çıkmıştır. Bu yıl ocak ve mart ayında 125 bin kişi tüketici kredi borcunu, 113 bin kişi kredi kartı borcunu ödemediği için bankalar tarafından icraya verilmiştir. Derdest icra dosya sayımızın toplamda 22 milyona ulaştığı bilinmektedir. Böylece ülkemizde her 4 kişiden 1 kişi icralık durumdadır. Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonunun verilerine göre, 2021’in ilk çeyreğinde iş yerini kapatan esnaf sayımız yüzde 11 artarak 29.037’e ulaşmıştır.

Tarım sektöründe istihdam edilen kişi sayısı 4 milyon 157 bin kişiye düşmüştür

Yine, TÜİK verilerine göre, tarım sektöründe istihdam edilen kişi sayısı 2002’de 7 milyon 458 bin kişiyken 2020 Şubat ayı itibarıyla 4 milyon 157 bin kişiye düşmüştür. Bu da tarım sektöründe istihdam edilen kişi sayısında yüzde 44 oranında bir azalma olduğunu göstermektedir. Çiftçi sayısının azalması, tarım alanlarının daralması, küçülmesi, sebze bahçeleri alanlarının azalmasına karşın çiftçi borçları her geçen gün artmaktadır. Bankalara 119 milyar 331 milyon, Tarım Kredi Kooperatiflerine 10 milyar TL borçları var; toplam kayıtlı kredi borcunun 130 milyarı aştığı bilinmektedir. Ayrıca, tarımsal elektrik ve tarımsal sulama borçları da dikkate alındığında çiftçilerin toplam borcu yaklaşık 160 milyar lirayı aşmaktadır. Dolayısıyla, kanun teklifiyle İcra ve İflas Kanunu’nda sadece konkordato ve iflasla ilgili hükümlerde değişiklikler yapılmaktadır. Oysa İcra ve İflas Kanunu‘nda değişiklikler yapmak yerine vatandaşın gelir kaynaklarının artırılması, giderlerinin ve sırtındaki yükün azaltılması yönünde çalışmalar yaparak vatandaşın borçlanmaması ve icraya düşmemesi için gerekli çareler aramak sanırım ki bu Türkiye Büyük Millet Meclisinin boynunun borcudur.

Ekonomide en önemli etkiyi yargı gücü yapar

Şüphesiz ki hukukun üstünlüğünü toplumsal hayatın her alanında sağlamak güçlü ve kalkınmış bir devlet olmanın anahtarıdır çünkü hukukun üstünlüğü, devlet organlarının kurumsallaşarak güçlenmesini ve uyum içinde çalışmasını sağlar, refahın sürekli ve kalıcı olarak yükselmesini sağlar. Hukukun üstünlüğü, toplumda, tüm kamu kurum ve kuruluşlarda görev alanların o işi yapmaya en ehil -yani en liyakatli- kimselerden oluşmasını, yöneticilerin hukuk kurallarına uyarlı ve en iyi şekilde görev yapmalarını sağlar. Ekonomide en önemli etkiyi hukukun üstünlüğünde temel görevli olan yargı gücü yapar çünkü yargının işlevi ekonominin ve toplum hayatının her alanını ilgilendirir.

Hukukun güvenliği

Uyuşmazlıkları çözmek, bireyler arasında uzlaşma ve iş birliğini yeniden tesis etmek, herkesin kurallara uygun davranmasını sağlamak, yöneticilerin kamu gücünü hukuka uyarlı şekilde kullanmasını sağlamak, bireylerin temel hak ve özgürlüklerini -özellikle fikir ve ifade özgürlüğünü- devlet yöneticilerine karşı korumak yargının görevidir. Hukuk, üretim ve ticareti sağlayan ilişkiler ekonominin can damarı ve sinirleri gibidir. Hukukun üstünlüğünü sağlama görevini etkin olarak gerçekleştiren ve bunda güven veren yargı, ülkenin itibarını ulusal ve uluslararası alanda katlar, ekonomik ilişkilere güven getirerek refahı artırmada çarpan etkisi oluşturur. Zira, hukuk güvenliği işletmelerin ticari itibarini artırır, ekonomik ilişkileri ve faaliyetleri canlandırır, hukuk ne kadar iyi işliyorsa ekonomi de o kadar canlı olur. İleri demokrasi için güçler ayrılığının netleştirilmesi ve diğer devlet güçleriyle birlikte yargının kendisinin de hukuka hesap verir olması gerekir.

Bu, bütün demokrasilerde özellikle güçler ayrılığı bakımından zorunludur. Ülkemizde yargı bağımsızlığı olmadığı gibi yürütme gücüne tamamen bağımlı ve onun uzantısı hâline gelmiştir. Yargıda tam bağımsızlığın sağlanması gerekmektedir. Yargı gücünün yasama ve yürütme güçlerinden net olarak ayrılması zorunludur.

Adaletin olmadığı yerde bunlar olmaz

Adaletin olmadığı yerde refah olmaz. Adaletin olmadığı ortamda ülke zenginleşmez; yandaşlar zenginleşir, kişiler zenginleşir, gelir adaletsizliği büyür gider, tıpkı günümüzde olduğu gibi. Adaletin olmadığı yerde özgürlüklerden bahsedemeyiz. Hukuk ve adaletin olmadığı yerde ilk kaybolan değer ahlaktır, iş ahlakıdır, kamu ahlakıdır. Adaletin olmadığı yerde güven biter. Adaletin olmadığı yerde vatandaşların devlete olan güveni ortadan kalkar. Adaletin olmadığı yerde hukuk devleti olmaz. Adaletin olmadığı yerde sosyal adalet de olmaz, yolsuzlukları önlemek imkânsız hâle gelir. Adaletin olmadığı yerde dürüst rekabet de olmaz. Adaletin olmadığı yerde insan hakları gelişemez, temel hak ve özgürlükler kullanılamaz. Adaletin olmadığı yerde demokrasi hiç yürümez. Yargının siyasallaştığı yerde demokratik düzen olmaz. Yargının siyasallaştığı yerde artık, yaşamın her alanı siyasi iradenin merhametine kalmıştır.

Peygamber’imiz mübarek hayatı boyunca toplumda adaleti hâkim kılmak için mücadele etmiş, gerek Müslümanlar arasında gerek gayrimüslümanlar arasındaki işlem ve hükümlerde adaletin en güzel örneklerini vermiş; adaleti, temel hakların ve özgürlüklerin korunması, toplumsal huzurun ve barışın sağlanmasının teminatı olarak görmüştür. Bir gün, Mahzûmoğlulları kabilesinden Fâtıma adında asil bir kadın hırsızlık yapmıştır. O kadının cezalandırılmaması için ashaptan Hazreti Üsâma bin Zeyd’i Peygamber’imize elçi olarak gönderdiler. Bu duruma çok kızan ve üzülen Hazreti Peygamber şöyle buyurdu: “Nasıl oluyor da bazı kimseler Allah’ın kanunu karşısında aracı olmaya kalkışıyor. Sizden öncekilerin mahvolmasının sebebi şudur: İçlerinden asil, ileri gelen birisi hırsızlık yapınca onu serbest bırakıyor, zayıf ve fakir bir kimse hırsızlık yapınca onu cezalandırıyorlardı. Allah’a yemin ederim ki Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı onu da cezalandırırdım.”

İsmi “adalet”le başlayan iktidar partisini, adına ve parti programına uymaya davet ediyor, hepinize saygılar sunuyorum.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu