Gündem

Rektörlerin Cumhurbaşkanı tarafından atanmaması için kanun teklifi!

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) -2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu‘nun 13’üncü maddesinde değişiklik yapılması öngörülen kanun teklifimle, rektörlerin Cumhurbaşkanı tarafından herhangi bir bilimsel, akademik kritere ve liyakate bağlı olmadan atanması uygulamasına son verilmesi amaçlanmaktadır. Çünkü üniversitenin, idari özerkliğin ve bilimsel özgürlüğün öne çıkan en önemli, en temel göstergelerinin başında üniversitelerin kendi yöneticilerini, özellikle kendi rektörlerini belirleme özgürlüğü gelmektedir. Ancak ülkemizde Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle birlikte bugünkü rektör belirleme düzenlemesi maalesef 12 Eylül 1980 döneminin de gerisindeki bir noktaya düşmüştür. Şöyle ki: Üniversitelere partili kimliğe sahip Cumhurbaşkanı tarafından rektör atanması uygulaması sonrasında siyasi iktidara yakın kişilerin rektör atanması bilimsel özgürlüğe, bilime ve bilim insanlarına baskıyı ve kadrolaşmayı da beraberinde getirmiştir.

KHK’yle rektör seçimleri kaldırıldı

Ülkemizdeki rektör belirleme uygulamalarına şöyle kısaca tarihsel baktığımızda, 1946 tarihli Üniversiteler Kanunu‘na göre rektörler seçimle geliyordu, 12 Eylül 1980 sonrasında ise YÖK‘ün kurulmasıyla beraber rektörlük seçimleri kaldırılıyor. 1992 yılında ise Yükseköğretim Kanunu‘nda değişiklik yapılarak rektör seçimleri geri gelirken YÖK’ün ve siyasi kimliği olmayan Cumhurbaşkanının en yüksek oy alan adaylar arasından atama yapma yetkisi korundu. Ancak 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL döneminde rektör seçimlerinin tamamen kaldırılması gündeme geldi. Bizlerin, muhalefetin itirazları üzerine geri çekildi bu düzenleme ama yine, OHAL’de bir KHK’yle rektör seçimleri kaldırıldı. En önemli süreç şuydu: Temmuz 2018’de Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçilmekle beraber 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi‘yle rektör atama yetkisi bir kişiye, partili bir Cumhurbaşkanına verildi ve aynı zamanda rektör adayları için profesör olarak üç yıl görev yapma şartından üç yıl da kaldırıldı yani şu an için sadece profesör olma kriteri var.

Yapılan bu değişiklikten sonra, bugün rektör atamalarında, YÖK tarafından ilan edilen rektör ilanlarında sadece başvurular başvuru sırasına göre listeleniyor ve Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor. Cumhurbaşkanı tarafından hangi kriterlere göre yapıldığı belli olmayan, liyakatten, şeffaflıktan tamamen uzak siyasi bir anlayışla bu atamalar yapılmaktadır. Düzenlemenin üzerinden neredeyse üç yıl geçti ve rektör atamalarının doğrudan partili bir Cumhurbaşkanı tarafından yapılmasının ünFiversitelerin bilimsel alandaki başarı sıralamasına ve ülkemizin saygınlığına da ciddi zararları olmuştur. İşte, bugün Boğaziçi Üniversitesinin yaşadığı süreci tüm dünya ve ülkemiz izliyor. Bakın, 197 rektör arasında uluslararası yayını olmayan rektör sayısı 68, yayınlarına hiç atıf yapılmayan rektör sayısı 71, subjektif kriterler ve siyasi saiklerle yapılan atamalar maalesef bu sonucu doğurmuştur. Bu tabloyu tersine geri çevirmek için üniversitelerin kendi rektörlerini uzlaşıyla, karar verdikleri usullere göre kendilerinin seçerek belirlemesinin sağlanması bu parlamentonun görevidir.

Üniversite özerkliği ne demek?

Bakın, üniversite özerkliği ne demek? Her üniversitenin kendi araştırma ve eğitim politikalarını, topluma yapacağı katkıları, kendi gelenekleri ve imkânları çerçevesinde değerlendirmesi demektir. Üniversitenin kendi organları tarafından, kendi usul ve geleneklerine göre bir değerlendirme ve arayışla en nitelikli rektörü bulması yerine, bugün rektör tayininin dışarıdan, merkezden ve sonuçta tek kişinin takdiriyle yapılması üniversitelerin idari ve kurumsal özerkliklerini kaybetmesine yol açmıştır. Bugün esas sorun, üniversitelerin kendi bileşenleri tarafından şeffaf, demokratik, katılımcılık temelinde kendi rektörünü bulmakta söz sahibi olup olmaması sorunudur.

Siyasetin kontrolü altında bilim olmaz

Düşünce ve ifade özgürlüğünün kısıtlandığı bir ortamda toplumsal ve evrensel fayda üreten bilim yapılmaz. Özerk ve demokratik üniversite, soyut bir kavram olmanın ötesinde, üretken ve toplum yararına çalışan bir üniversitenin olmazsa olmaz koşuludur.

Gerek dünyada gerekse ülkemizde sağlam geleneği olan üniversiteler, kendi yöneticilerini isabetle belirlemiş ve bu sayede saygın kurumlar olarak gelişmelerini sürdürmüşlerdir. Oysa yönetim sistemimizin, atama yetkisinin siyasi kimlikte bir kişide toplandığı ülkemizde yapılan atamalar bugün bütün kurumlarda büyük tahribata yol açmıştır. Ama bunlar içerisinde gerçekten en çok bu süreçte zarar gören de üniversitelerimiz olmuştur.

Tarihteki bütün örneklerin gösterdiği gibi kurumların ve kurum geleneklerinin tahrip edilmesinin sonunda bütün ülke ve toplum zarar görmektedir. Bu nedenle, üniversitelerin kendi rektörlerini belirlemesi, en yüksek oyu alan adayın, YÖK‘ün veya Cumhurbaşkanının herhangi bir atama yetkisi olmaksızın doğrudan atanması yönünde bir değişiklik yapılması bugün elzemdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, sonuç olarak 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 13’üncü maddesinin (a) fıkrasının birinci paragrafının değiştirilmesini önerdiğim bu kanun teklifiyle, sizlerin de desteğiyle devlet üniversitelerine rektörler seçimle, öğretim elemanlarının oylarıyla göreve geleceklerdir. Bu konuda tüm Genel Kurulun bu kanun teklifine desteğini bekliyor, sizleri saygıyla selamlıyorum

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu