Gündem

Abdüllatif Şener’den 10 bin dolar maaş alan Milletvekili iddialarına flaş açıklama!

CHP Konya Milletvekili Abdüllatif Şener bugün mecliste yaptığı açıklamalarda, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu‘nun ”mafyadan aylık 10 bin dolar maaş alan Milletvekili var” iddialarına değindi. ”Bakanın açıklaması böyle bir vakanın varlığından daha tehlikelidir” diyen Şener, Soylu’nun bu iddiaları ile ilgili çok çarpıcı değerlendirmelerden bulundu;

CHP’li Abdüllatif Şener, gündeme dair yaptığı açıklamalarda bu ifadeleri kullandı;

Bakanın açıklaması böyle bir vakanın varlığından daha tehlikelidir

Suç örgütleriyle maddi ilişki içerisine giren siyasetçilerin varlığı sadece Türkiye açısından değil, bütün ülkeler açısından çok tehlikeli bir durumdur. Son İçişleri Bakanının yapmış olduğu açıklamada “bir siyasetçinin bir suç örgütünden ayda 10 bin dolar maaşa bağlandığı” ifade edilmektedir ancak Sayın Bakanın açıklaması böyle bir vakanın varlığından daha tehlikelidir çünkü bu bir şantaj ve tehdit üslubu taşımaktadır, devlet ricaline bu üslup yakışmaz, bu üslup bir mafya üslubudur.

Mafya ile devlet veya suç örgütleri ile devlet arasındaki ilişkiler

Mafya ile devlet veya suç örgütleri ile devlet arasındaki ilişkiler çok yoğunlaştığı zaman ortaya daha tehlikeli bir durum çıkar. Nedir o tehlikeli durum? Hükûmet yetkilileri suç örgütlerinin bir parçası hâline gelirse ona “mafya devleti” denir. Bunun dünyada değişik örnekleri vardır. İtalya bildiğimiz örneklerden biridir; Meksika, Kolombiya ve diğer ülkelerde de değişik tarihlerde bunun örneklerine rastlanmıştır. Ancak son zamanlarda literatüre baktığımız zaman farklı çalışmaların, kitapların ve makalelerin yayınlandığı görüyoruz, burada yeni bir mafya devleti biçiminden bahsediliyor. Örneğin, Balint Magyar’ın “Post-Communist Mafia State: The Case of Hungary” ismiyle bastığı 2016 yılına ait bu kitap, komünizm sonrası mafya devleti Macaristan örneğinden bahseder. Bu örnek de doğrudan doğruya Hükûmet yetkililerinin, iktidar sahiplerinin mafyalaşmasından söz eder. Bu, daha tehlikeli, farklı bir mafya devleti demektir. Onun için mafya veya suç örgütleriyle siyasetçilerin ve Hükûmet ve yetkililerinin ilişkilerinin çok sıkı bir şekilde takip edilmesi, bu konuya Meclisin el koyması ve araştırma yapması lazımdır. Onun için Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu araştırma önergesini verdik.

Şeffaf olmayan bir Hükûmet, sonunda sorumsuz olur

Ancak şunun bilinmesini isterim ki bu süreci tetikleyen dinamik, kamu yönetiminde şeffaflığın ve hesap verebilirliğin ortadan kalkmasıdır. Hesap vermeyen bir Hükûmet, şeffaf olmayan bir Hükûmet, sonunda sorumsuz olur ve bu kötü süreçleri başlatır.

Türkiye’de gördüğümüz tablolar şunlardır

Olup bitenlere baktığımızda Türkiye’de gördüğümüz tablolar şunlardır, bir: Yolsuzlukların klasik yolsuzluk sınırlarını aşıp devasa boyutlar kazanması, bu bağlamda, devlet bütçesinin devletin işletme hakkının özelleştirilmesi yoluyla on milyarlarca dolarlık hazine garantileriyle boşaltılması. Santrallerden çıkış fiyatı kilovatsaat itibarıyla 25-30 kuruş olan elektriğe 4 kat alım garantisi vererek nükleer santral yapılması. “Arka kapı” yöntemiyle Merkez Bankasının 128 milyar dolarının buharlaştırılması. Özel şirketlere, özel servetlere türlü bahanelerle yaygın bir biçimde el koyarak sadık oligark kadrolara yağmalattırılması, sadık oligarklara sus payı olarak üçer beşer yerden yüz binlerce liralık maaşlar bağlamak.

İki: Muhalefet partilerinin, gazetecilerin, aydınların, yargı ve diğer devlet kurumları vasıtasıyla, hatta suç örgütleri kullanılarak, muhalefet yapamaz hâle getirilmeye çalışılması ve bu bağlamda, ana muhalefet partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Çubuk’ta linç girişimine uğrarken ilgili Bakanın linç girişiminde bulunanların lehine, mağdurun aleyhine beyan ve tutumu. Eleştiri yapanlara yönelik kumpas davaları açılması. İktidar partisi Genel Başkanı diğer parti Genel Başkanlarına her türlü hakaretleri yaparken kendisine siyasi eleştiri yapanların tek bir “tweet” atanların bile gözaltına alınması, tutuklanması. Dönem dönem terör örgütleriyle suç örgütleriyle iş birliği yapan siyasi iktidarın her fırsatta kendi iş birliği kurduğu terör örgütleriyle muhalefeti iltisaklı görüp yargı süreçleri oluşturması. Muhalif gazeteci ve siyasetçilere yapılan fiilî saldırıların yetkililer tarafından himaye edilmesi.

İktidarın medya patronluğu kurması

Üç, iktidarın medya patronluğu kurması. Bu bağlamda ATV, Sabah grubunun hukuki süreçler ve kamu bankalarından alınan kaynaklarla ele geçirilmesi; Hürriyet grubuna yargısal, mali inceleme ve hatta iddialara göre suç örgütüne yaptırılan baskınlarla el konulması.

Dört, hükûmet edenlerin yakınları vasıtasıyla silah sanayisine girmesi ve bu arada Tank Palet Fabrikasına 1 dolar ödemeden sahip olması. TAI, ASELSAN gibi kamu kuruluşlarının geliştirdiği silah teknolojilerinin yakınların AR-GE faaliyetleri sonucu gibi özel kullanıma açılması.

Beş, belediyelerin, kamu kuruluşlarının insan kaçakçılığı yapması.

Altı, petrol kaçakçılığı, uyuşturucu trafiği zannı altında kalması.

Yedi, Hükûmetin kendi yakınları ve destekçileri için adrese teslim özel yasalar çıkarması. Bu bağlamda, İhale Yasası’nın yüzlerce kez değişmesi. Kurumlar vergisi oranının zaman zaman ilgili bazı özel ihtiyaçlara göre ayarlanması.

Bu anlattıklarım Türkiye’nin tehlikeli bir süreç içerisinde olduğunu göstermektedir ve dolayısıyla Meclisin bu sürece el koyması gerekir.

Onun için, bu araştırma önergesinin görüşülmesine ihtiyaç vardır diyorum, hepinize saygılar sunuyorum.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu