Kültür Sanat

Necip Fazıl Kısakürek kimdir?

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli Milletvekili) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Necip Fazıl Kısakürek’in ölüm yıl dönümü dolayısıyla gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileye Genel Kurulu ve milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Necip Fazıl Kısakürek Hayatı

Necip Fazıl, 26 Mayıs 1904’te İstanbul’da doğdu, 25 Mayıs 1983’te İstanbul’da öldü. Yetmiş sekiz yıla sığdırılan ve devirden devre bir destan gibi aktarılacak bir dava adamı dünyası.

Beş dakikada Necip Fazıl’ı anlatabilmek elbette mümkün değil. “Deryadan bir damla da deryadır.” diyerek onu rahmetle yâd ediyor, birkaç kelam ile de olsa onun fikrini, yaşam mücadelesini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Hayatının her sayfası bir mücadele yumağı gibiydi. Şair, yazar, mütefekkir, dava adamı, sufi, üstat, Sultan-üş Şuara. Yayınladığı haftalık “Ağaç” dergisi, döneminin edebiyatçıları için bir okul gibiydi. İlk sayısı 17 Eylül 1943 yılında çıkan “Büyük Doğu” dergisi; haftalık, günlük ve aylık olarak 1978’e kadar aralıklarla yayınını sürdürdü. Dönemini korkmadan, çekinmeden masaya yatıran dergi “nalına da mıhına da vuran” yayın politikası dolayısıyla zaman zaman toplatıldı ama dergi, hep el üstünde tutuldu.

Aldığı Ödüller

Necip Fazıl, hemen hemen bütün Anadolu’yu gezerek konferanslar verdi. Bu, gençlerle buluşmanın en pratik yolu idi. “Milletin kalbindeki üstat” ödülü, Türk Edebiyatı Vakfı’nca 1980 yılında Sultan-üş Şuara unvanına layık görülmesi, tüm ödüllerin üstünde kabul edilmelidir.

KIsakürek’in Şairliği

Şiirinde duyuş, söyleyiş, ahenk ve muhteva bakımından bir bütünlüğü görebilirsiniz. Nesirde derinliğinin yanı sıra nükteler, kelime oyunları ve mecazlarla bir kalem ustasıyla karşı karşıya olduğunuzu hissedersiniz.

Derinliği, şairliği, sanatçılığı ve mücadeleciliğiyle bir döneme damgasını vurmakla kalmamış, kendinden sonraki nesillere örnek olmaya devam edecek bir miras bırakmıştır.

Şiiri; en büyük zekâ, akıl ve irade problemi olarak değerlendirdiği, sanatkârın cemiyete müdahalesini kabul etmediği günlerden, daha sonra, “Bilhassa saf fikir ve ideolocya cephesiyle zayıf olan memleketimde beklenen büyük sanatkârın, bütün bu şubeleri dolduracak mikyasta heyulâ gibi bir insan olması lâzım geldiğini anladım.” “Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış;/ Marifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış.” dizeleriyle gönül ve idrak dünyamıza nakşedecekti.

Onu sürdürmeyen çırak utansın

Ömrünce “Kendini aşmaya bak.” felsefesince hayata yüklenmiş, yüklendikçe farklı olmayı, farklı bakmayı başarabilmiştir. “Cemiyet, ah cemiyet, yok edilen ruhiyle;/ Ve cemiyet, cemiyet, yok eden güruhiyle…” derken bir toplumun ruhunun yok edilişini ihsan edişinde bunu görebilirsiniz. Beyninde fırtınalar kopan her düşünür gibi hayatındaki savrulmaları “Sürekli tövbelerle karşılaşıyorum, tövbemi bozduktan sonra yeniden tövbeye sığınıyorum.” cümlesiyle açıkça ifade edebilmiştir. “Tohum saç, bitmezse toprak utansın!” derken yola çıkma hedef ve şuurunu; “Ustada kalırsa bu öksüz yapı/ Onu sürdürmeyen çırak utansın!” diyerek davaya ve emanete sahip çıkmanın mecburiyetini sarsılmaz bir inançla beynimize işliyordu.

Bizzat kendisi tarafından süzülen, ayıklanan, düzeltilen ve bir araya getirilen şiirlerinin toplandığı, çileli hayatının yanı sıra benliğini de anlatan Çile sevenlerinin baş ucu kitabı olarak elden ele dolaşmaya devam ediyor.

Necip Fazıl’ı anlatmaya çalışırken onun hapishane maceralarını irdelemek, incelemek ondaki fikir işçiliğinin olgunlaşmasında ne denli etkili olduğunu anlamamıza yardımcı olacaktır. Ona mahkeme kapılarını su yolu yaptıran; düşünme, yazma, konuşma gibi bir suç örgütünün üyesi olmasıydı. Zindan duvarlarıyla onun gibi konuşabilen, seccadenin alnı öpen yumuşaklığını insana hissettirebilecek çok az mütefekkir bulunur dersek abartmış olmayız. Hiçbir engel, saldırı, hapis onu yıldırmamış;

“Kırılır da bir gün tüm dişliler

Döner şanlı şanlı çarkımız bizim

Gökten bir el yaşlı gözleri siler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu