Gündem

Kanal İstanbul’un ısrarının sebebi, aslı nedir?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ”inadınıza Kanal İstabul Projesini yapacağız” söylemleri tekrarlaması İYİ Partinin ”Bu ısrarın sebebi, aslı nedir? Böyle bir kanalın yapılmasına gerçekten ihtiyaç var mıdır? Yapılmasını isteyenlerin gerekçeleri nelerdir? Kanalın yapılmasını isteyenler ile karşı olanlar niçin sakin bir şekilde tartışamıyor? Aslında bunun sebebi belli oldu bugün. Yapılırsa İstanbul’a, bölgeye ve ülkemize olumlu etkileri olabilir mi?” sorusunu yönlendirdi ve bu sorulara cevap verdi…

Mecliste yaptığı konuşmasında Kanal İstanbul ısrarına değinen İYİ Parti İstanbul Milletvekili, HAYRETTİN NUHOĞLU iktidarın projeyi ne için savunduğunu ama aslında savundukları şeyin doğrulukla hiç bir alakası olmadığını açıkladı. Nuhoğlu yaptığı açıklamalarda şu bilgilere yer verdi;

İfade edilen beklentilere bakıyoruz: Boğaz’da kaza olmayacak, Boğaz’daki tarihî yapılar korunacak, gemilerin sıra beklemesi bitecek, istihdam sağlanacak, milyarlarca para kazanılacak, akıllı şehir kurulacak ve sükse yapacak; bunları görüyoruz.

KAZA ORANLARININ DÜŞECEĞİ İDDİASI

Son yıllarda sürekli azalan gemi geçiş sayısı ve Boğazın tek yönlü geçiş düzenlemesi kaza riskini çok azaltmıştır. Zaten son yetmiş senede 9 kaza olmuştur. Kaldı ki son Süveyş örneğinde olduğu gibi boğazın üçte 1’inden daha dar olacak kanalda da kaza riski vardır. Gemilerin sıra bekleme süresi geçiş sayılarıyla orantılı olarak azalacaktır. Kanal geçişleri tek yönlü planlandığı için orada da bekleme süresi olacaktır. İstihdam sağlanması konusu 5 bin kişiyle sınırlı olarak ifade edilmiştir. Oysa kanal için harcanacak parayla yüz binlerce işsize iş sağlayacak ve aynı zamanda üretime dönük çalışacak binlerce fabrika kurmak mümkündür. Akıllı şehir kurmak, sükse yapmak Türk milletinin ihtiyacı değildir; söylenmeyen gizli sebepler var mıdır, bilmiyoruz.

Çinliler, Katarlılar ve yandaşlar gelip yerleşecek

Olumsuz etkilere gelince, öncelikle belirtelim ki en olumsuz etki İstanbul’un çevre düzeni planı değiştirilerek yerleşime kapalı olan kuzey bölgesinin sanayi, ticaret, turizm ve konutlar için yapılaşmaya açılmış olmasıdır. Bölgedeki yerleşik halk göç edecek, Çinliler, Katarlılar ve yandaşlar gelip yerleşecek. Yeni yerleşimlerle İstanbul’un nüfusu artacak, bölgedeki tarım alanları yok olacak, su kaynakları azalacak. Yer altı suları tuzlanacak, orman alanları yok olacak, bütün canlılar zarar görecek, arkeolojik sit alanları yok olacak, nükleer araştırma merkezi taşınacak, ekonomik kriz derinleşecek, çok büyük yeni borç yükü oluşacak, depremlerin etkisi artacak. Büyük bir dolgu alanı olarak inşa edilen İstanbul hava limanında kayma riski oluşacak.

MARMARA DENİZİNİN YAPISINDA OLACAK DEĞİŞİKLİKLER

Marmara Denizi’nin yapısı değişecek ve çürük yumurta kokusu bölgeyi yaşanamaz hâle getirecek. Karadeniz’den taşınacak alüvyon ile Marmara’daki dip akıntısının getirdikleri Küçükçekmece Gölü’nü ve Marmara Denizi bağlantısını yeniden dolduracak. Montrö tartışılacak, bunun siyasi sonuçları olacak. Zaten şu anda bile etrafımız ateş çemberi gibidir. Karada ve denizde dört taraftan kıskaca alınmaya çalışılan ülkemiz örtülü bir savaş içerisindedir. Tam da böyle bir zamanda Montrö’yü tartışmaya açmak egemenlik haklarımızı tartışmaya açmak demektir. Tartışmanın sonunun nerelere varabileceğini düşünüp iyi analiz etmek gerekir.

Boğazlar Mukavelesi

Tarih bilgisinden ve bilincinden yoksun olanlara 21 Temmuz 1936 günkü gazetelerin manşetlerini hatırlatmak isterim, birbirine benzeyen 10 gazete manşetinden bazılarını seçtim. Son Posta: “Mukavele dün gece imzalandı ve ordumuz sabaha karşı boğazları işgal etti.” Akşam: “Ordumuz bu sabah saat 11.00’de Çanakkale’ye girdi.” Yeni Asır: “18 milyon Türk dün gece imzalanan boğazların zafer şenliğini yapıyor.” Cumhuriyet: “Boğazlar Mukavelesi dün akşam imzalandı, on üç yıllık ayrılıktan sonra ebediyete kadar sürecek bir kavuşma…

Aradan geçen seksen beş yıl sonra Montrö’nün önemi hiç şüphe yok ki daha da artmıştır. Bu, bir egemenlik ve Lozan’la birlikte bağımsızlık belgesidir, herkes bunu anlamalı ve konu tartışmaya kapatılmalıdır.

ÜLKENİN GERÇEK GÜNDEMİ

“Ülke gerçekleri olan ekonomik kriz, geçim sıkıntısı, işsizlik gibi konular konuşulmasın, gündemi Kanal İstanbul meşgul etsin, bugünü kurtaralım yeter, bitmese de olur.” diye düşünülüyorsa Türk milleti buna aldanmayacaktır. Bilimsel verileri kapsayan doğru bilgiler ve olumsuz etkilerini gösteren gerekçeler Cumhurbaşkanının önüne konulduğunda Türk milletinin kanaldan daha öncelikli ve daha acil ihtiyaçları olduğunu göreceğini ve bu çılgın girişimden vazgeçeceğini umuyorum diyecektim, diyemiyorum maalesef. Bugünkü konuşmayı dinledikten sonra Türkiye’nin ve Türk milletinin geleceğini karartmaya kimsenin hakkı yoktur.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu