EkonomiGündem

İYİ Partili Erhan Usta: Özel sektörün borcuna Hazineyi kefil yapan bir düzenleme getiriliyor!

İYİ Parti Samsun Milletvekili Erhan Usta, AK Parti tarafından 12 maddelik bir kanun teklifi getirildiği, bu kanun teklifi maddeler ile, özel sektörün borcuna Hazineyi kefil yapan bir düzenleme yapıldığını iddia etti. Kanun telifleri hakkında bazı değerlendirmelerde bulunan Usta, şu çok çarpıcı açıklamalarda bulundu;

YENİ BİR TORBA KANUNU

Erhan Usta -Yine, bir torba kanun gündemimizde. Defalarca söyledik burada torba kanunların ne kadar niteliksiz bir kanun yapma şekli olduğunu ancak AK PARTİ bunu bir alışkanlık hâline getirdi ve yine bir torba kanunla karşımıza çıktı. Tabii, her zaman olduğu gibi, burada da yine, tali komisyonlardan görüş alınmadı. Örnek olsun diye söylüyorum; bu, 2’nci madde Plan ve Bütçe Komisyonuyla ilgili bir maddedir. Bu, Komisyona bir şekilde gelmedi. Gelirse de Başkan yazı yazıp gönderiyor. Millî Eğitim Komisyonundan da yine, görüş alınmadı. Yangından mal kaçırır gibi bir gayret içerisinde bir kanun teklifi şimdi önümüze geldi ve Genel Kurulda görüşüyoruz. Şu sıra sayısı bile daha bu sabah elimize geçti yani hiç kimsenin çalışmasına imkân vermeyen bir anlayış içerisinde bir kanun yapılıyor. Sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri Komisyon çalışmalarına davet edilmedi. Dolayısıyla bu da yapılacak kanunun kalitesini düşürüyor elbette.

7 Kanun Maddesinde Düzenleme Yapılıyor!

Şimdi, bu kanun teklifiyle 7 tane kanunda düzenleme yapılıyor; hayvanların kulaklarına takılacak küpeden internet hizmetlerine verilecek teşvike, Çanakkale Tarihî Alandan Seyhan Nehri civarındaki sorunlara, demir yolu taşımacılığından yap-işlet-devret projelerine kadar birçok konu yine 12 maddelik bu kanun teklifi içerisinde yer alıyor. Şimdi, tabii, burada 2’nci madde dışındaki hususlar da aslında bir kısım eksiklikler olmasına rağmen yine bizim de katılabileceğimiz, diğer siyasi partilerin de katılabileceği hususlar. Ancak burada 2’nci madde var ki o bomba gibi oraya konulmuş hatta öyle anlaşılıyor ki diğer maddeler bu 2’nci maddeyi perdelemek için paravan olarak kullanılmaktadır. Burada asıl amacın, bunun bu kadar hızlı getirilmesindeki amacın 2’nci maddede yapılan düzenlemenin geçirilmesi olduğu gözden kaçmıyor.

Özel sektörün borcuna Hazineyi kefil yapan bir düzenleme getiriliyor

Şimdi, bu 2’nci maddeyle ne yapılıyor? 2’nci madde şunu söylüyor diyor ki: Mart 2020’den sonra ihalesi yapılmış, efendim ancak uygulama sözleşmesi imzalanmamış ve dış finansman ihtiyacı olan yap-işlet-devret projelerinde bir kısım, 4749 sayılı Kamu Finansman ve Borç Yönetimi Kanunu var oradaki sınırlamalara tabi olmaksızın, tamamen sistemin dışında Hazineyi daha doğrusu Hazineyi değil de Ulaştırma Bakanlığını kefil yapan yani özel sektörün borcuna Hazineyi kefil yapan bir düzenleme getiriliyor.

”Adrese Teslim Bir Madde”

Şimdi, tabii, yapılan tanımlamadan öyle anlaşılıyor ki bu, adrese teslim bir madde. Yani bu maddeyle yapılmak istenen şey… Komisyondaki arkadaşların tespitlerine göre 2 tane projenin bu kapsama girdiğini görüyoruz. Bunlardan bir tanesi Aydın-Denizli Otoyolu Projesi diğeri de Kuzey Marmara Otoyolu Projesi’nin Nakkaş-Başakşehir kesimi olduğu anlaşılıyor. Tabii, Komisyonda ısrarlı sorulara rağmen bir proje ismi verilmiyor hâlbuki projeler belli. Bu projeleri hangi şirketlerin aldığına ilişkin de yine Komisyonda bilgi verilmiyor. Tabii, burada açık olarak Karayolları Genel Müdürlüğü de söylenmiyor aslında Ulaştırma Bakanlığına bağlı özel bütçeli kuruluşlar deniliyor. Bunun iki tane muhatabı var: Ya Karayolları Genel Müdürlüğüdür ya da Sivil Havacılık Genel Müdürlüğüdür. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün son zamanlarda bu verilen tanımlara uyan bir sözleşmesi, yap-işlet-devret projesi olmadığına göre Karayolları Genel Müdürlüğü olduğu anlaşılıyor. Fakat şeffaf olmamasından dolayı, yani böyle bir şeyden, yangından mal kaçırırcasına yapılmış olmasından dolayı da yine, zannediyorum bu bilgi verilmiyor.

Tabii, burada yabancı finansörler nezdinde Karayolları Genel Müdürlüğü gibi bir genel müdürlüğün ne kadar itibarsız hâle geldiğini, hâlbuki burada Karayolları Genel Müdürlüğünün geliri aslında bir anlamda garanti ediliyor. Fakat kredibilitesinin olmadığını, yabancı finansörlerin ilave kefil istediğini de buradan anlamış oluyoruz. Bu da Türkiye’nin kurumlarının geldiği noktayı göstermesi açısından son derece manidardır.

İHALE ŞARTLARI DEĞİŞİYOR

Diğer bir husus; tabii, burada ihale şartları değişiyor. Birazdan bunların detaylarını konuşacağız arkadaşlar. Yani bu daha önce açıklanmış olsaydı, bu ihale şartnamesinden önce, Hazinenin -Ulaştırma Bakanlığı demek Hazine demektir- kefaleti konusu daha önce ihale şartlarının içerisinde olmuş olsaydı mutlaka bunun kamu yararına olacak şekilde, daha fazla yararına olacak şekilde bu ihale sonuçlanacaktı. Burada en masum ifadeyle ihaleye fesat karıştırma gibi bir durum var, burada, bu firmalara ciddi bir kıyak yapılmaktadır.

”Önceki Yapılan Reformlar Geri Alınıyor”

Şimdi, nelere tabi değil bu 2’nci maddedeki getirilen hüküm? Onu biraz daha açmak istiyorum. Biliyorsunuz, 4749 sayılı Kamu Finansmanı Kanunu var, bu, 2002 yılında çıkmış, reform niteliğinde bir kanundur. Tabii, AK PARTİ reform yapmadığı gibi hep daha önce yapılmış reformlarında da sapma gösteren bir anlayış içerisinde hareket ediyor, bu tespiti yapmamız gerekiyor arkadaşlar. Yani, birazdan ifade edeceğim, 34 tane geçici madde var 4749 sayılı Kanun’un arkasında. Her biri, emin olun, birilerine yapılan bir kıyağı ifade ediyor. Dolayısıyla Türkiye bir reform yapıyor, AK PARTİ reform yapmadığı gibi önceki yapılan reformları da geri alıyor.

Şimdi, burada bu muafiyeti vererek bir defa Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından üstlenilmesi söz konusudur bu tür durumlarda; bunu Ulaştırma Bakanlığı alıyor. Bir defa bütçe birliği de bir anlamda burada zedelenmiş oluyor.

”Borç üstlenim anlaşması yapılıyor”

Şimdi, kanun diyor ki: “Bu tür borç üstlenimleri belli sınırlar içerisinde olabiliyor.” Yani şu ana kadar 7 tane proje kapsamında da 17,2 milyar dolarlık, aslında, borç üstlenimi de yapılmış 7 ayrı projede. Ancak onlar hepsi bir sistem içerisinde yapılmış ve ihale şartnamesi yayınlanmadan önce eski ifadeyle Hazine Müsteşarlığının, yeni ifadeyle de Hazine ve Maliye Bakanlığının görüşünün alınması şartı var. Şimdi, burada böyle bir şey yok. Burada ihale yapılmış, iş bitmiş, adres belli olmuş, şimdi bundan sonra borç üstlenim anlaşması yapılıyor, dolayısıyla böyle bir sapma getiriliyor. Bütçe kanunlarıyla bunlara ilişkin limitler belirleniyor arkadaşlar, bu limitlerin de tamamen dışına alınıyor. Daha bütçenin mürekkebi kurumadı, bütçeyi yeni geçirdik burada. Yani bu iş bir sene öncesinden sonra yapılan yani Mart 2020’den sonra yapılan işler olduğuna göre çok rahat bir şekilde bunu 2021 yılı bütçesi içerisinde değerlendirebilirdik, bu da yapılmıyor. Bunların tabii niye yapılmadığı, niye bu şeffaflığın olmadığı ayrıca bir kuşku konusu, ayrıca bir tartışma konusu.

”Yatırım harcamalarına ödenek olarak kaydedilmeyecek”

Tabii, eğer bu sistem içerisinde yapılmış olsaydı ilgili idarenin de sermaye giderlerine yani yatırım harcamalarına ödenek olarak kaydedilecekti, bu işlem de yapılmayacak. Dolayısıyla esas kilit koşul da sözleşmenin süresinden önce feshedilmesi durumu söz konusuyla bu tür borç üstlenimleri yapılıyor. Burada şu anda ortaya çıkmış böyle bir durum yok, buna rağmen niye bunun yapıldığı konusu anlaşılamıyor. Yani neresinden bakarsak bakalım burada ciddi bir ölçüde kamuyu zarara uğratacak ve ismi konulmuş, ihalesi yapılmış firmalara kıyak yapılacak bir durum var.

KAMU FİNANSMANI KANUNU

Kamu Finansmanı Kanunu’na 34 tane geçici madde eklenmiş arkadaşlar ve bunların önemli bir kısmı da 2008 sonrasında yoğunlaşmaktadır. Her olayda Kanun’un sınırlamalarının dışına taşıyan, birilerine kıyak yapan bir anlayışla geçici maddeler konularak yapılıyor. Bu sefer geçici madde buraya konulmuyor, 3996’ya konuluyor ama fark etmez, aynı şekilde bu da 3996 kapsamında adı geçen firmalara veya adı geçen sözleşmelere, projelere yapılan bir kıyağı ifade ediyor. Şimdi bu şekilde sistemin bozulmasının son derece yanlış olduğunu, kamu finansman sisteminin bozulmasının yanlış olduğunu ifade ettik.

Kamu Finansmanı Kanunu geçici 2’nci maddesi

Şimdi, 2’nci maddenin gerekçesinde deniliyor ki: “Covid-19 pandemisi çıktı, yatırımcılar uluslararası finansman bulmakta zorlandıkları görülüyor, o yüzden.” deniliyor. Ya, bu defa bu yani hakikaten çok saçma bir şey ve kendi içerisinde çelişkileri barındıran bir gerekçe. Niye? “Mart 2020’den sonra ve pandemiden dolayı…” diyorsunuz. Zaten Mart 2020’den sonra bu ihale yapılıyor. Yani 2020’nin başında dünyada salgın çıkmış, Türkiye’de ilk salgın vakası 11 Martta görülmüş. Buna rağmen ortaya çıkmış bir şeyi gerekçe göstererek -efendim- bunun, bu muafiyetlerin tanınması ve bu kıyakların yapılması anlaşılabilir bir şey değil. Yani burada başka bir şey aramak gerekiyor.

Diğer bir husus da pandemi sonrasında, tam tersine merkez bankaları pandemiyle mücadele anlamında bilançolarını olağanüstü şekilde genişlettikleri için aslında pandemi sonrasından küresel likidite şartları genişledi, küresel likidite bollaştı. Eğer sizin kredibilitesiniz varsa, sizin ülkenizin itibarı varsa, sizin kurumlarınızın itibarı varsa para bulmak eskisine göre çok daha kolay. Böyle bir vaka varken şimdi, pandemiyi gerekçe göstermek son derece geçersizdir, saçmadır, batıl bir -efendim-gerekçedir, aklımızla alay etmektir diye değerlendiriyorum.

Şimdi, az önce ifade ettiğim gibi bugüne kadar; evet, yine hepsi 2012 ve 2019 döneminde oluyor, AK PARTİ hükûmetleri döneminde yani bu yap-işlet-devret projeleriyle gelir garantileri verildiği yetmiyormuş gibi, çok yüksek garantiler verildiği yetmiyormuş gibi, 7 tane projede de yaklaşık 17,2 milyar dolarlık bir borç üstlenim anlaşması da imzalanmış ama bu seferki bunların hepsinde çok daha farklı; bunların hepsi ihale şartnamesi yayınlanmadan önce olmuş, ihaleden önce olmuş, 2 defa Hazine Müsteşarlığı buna görüş vermiş, ondan sonra yapılmış işlemlerken şimdi, ihaleden sonra yapılmış olması son derece sakıncalı bir durumdur ve dolayısıyla bunlar bütçe limiti içerisinde yapılmış, bütçeyle ilişkisi kurulmuş, şu anda yapılanın hiçbir şekilde bütçeyle de ilişkisi kurulmuyor.

hepimizin bildiği gibi burada zaman zaman ifade ediyoruz, Türkiye’nin şu anda kamu-özel iş birliği projeleri kapsamında 154 milyar dolarlık bir yükümlülüğü var. Bu olağanüstü yüksek bir yükümlülük, neredeyse millî gelirin dörtte 1’i kadar bir yükümlülüğümüz var ve buralardan garantiler kapsamında ciddi paralar ödüyoruz. Garanti kapsamında ödemesek bile milletin üzerine bir yük geliyor çünkü zaten bu projeler biliyorsunuz burada geçiş ücretleridir veya işte, diğer hizmetler hepsi dolar cinsinden olduğu için çok ciddi miktarda ya vatandaş para ödemek zorunda kalıyor ya da garantinin altında kalması durumunda da hazine para ödüyor. Biz aslında meseleye sadece hazinenin ödediği para açısından da bakmıyoruz, milletin üzerine daha doğrusu ekonominin üzerine gelen bir yüktür. Bu yükler işte, ekonominin rekabet gücünü azaltıyor. Şimdi, 2021 bütçesinde 31 milyar TL -biliyorsunuz- bu kapsamda garantiler için ödeme konuldu. Büyük ihtimal geçen yıl olduğu gibi bu yıl da, 2021 yılında da harcamalar bunun çok daha üzerinde olacak. Şimdi, 2 milyon esnafa bir yıldır iş yerleri kapalıyken, gelir kaybına uğramışken 5 milyar lira destek öngöreceksiniz; burada hepsi sağdan saysan 5, soldan saysan 7 müteahhide 31 milyar lira garanti kapsamında ödeme yapacaksınız. Bunun insafla, izanla, akılla, vicdanla bağdaşacak bir yanı yoktur. Ondan sonra da çıkıp “Bunlar iş bilmezler, biz finansman buluyoruz, biz iş yapıyoruz.” gibisinden caka satacaksınız. Bunlar kabul edilebilir bir şey değil. Aşırı bir kârlılık var. Bakın, biz burada 2020 bütçesi görüşülürken hem Plan ve Bütçe Komisyonunda hem de Genel Kurulda özellikle Fuat Oktay burada Meclisin birinci gününde kendisi de buradayken Grup Başkan Vekilimiz Sayın İsmail Tatlıoğlu burada kendisine ifade etti, biz de Komisyonda sorduk, iddialarımızı ortaya koyduk. Örnek olsun diye söylüyorum: Osmangazi Köprüsü yaklaşık 1,2 milyar dolara yapıldı. Bundan sonra faizleri, yapılacak ağır bakımların hepsini, işletme masrafların tamamını on yedi-on sekiz yıl boyunca koysanız 2,5 milyar doları bulmayacak bir maliyet var. Bunun karşılığında 13 milyar dolar, 2,5 milyar dolar maliyetin karşısında 13 milyar dolar -hatta küsuratı da var- bir geliri garanti ediliyor bu projenin dedik biz. Ve bunlara varsa bir cevabınız verin dedik. Bunların hiç birisine cevap verilmedi. Hatta şu oldu, şunu da kendisi itiraf etti, Sayın İsmail Tatlıoğlu burada dedi ki: “Yani sadece Osmangazi Köprüsü’nün iki buçuk yıl önce devreye, hizmete alınmasından dolayı firmaya 2,4 milyar dolar bir kıyak yapıldı, ilave gelir bırakıldı.” Ve bunu Fuat Oktay burada tasdik etti arkadaşlar, tutanaklar hepinizin elinde, bakabilirsiniz.

 

Şimdi, dolayısıyla ortada böyle bir soygun, ortada böyle bir vurgun varken bunu daha da katmerlendirecek bir şekilde bir de gelip bunlara hem gelirini garanti edeceksin hem de borcuna kefil olacaksın, böyle bir şey kabul edilebilir bir şey değildir. Bunlardan Türkiye’nin vazgeçmesi lazım. Birazdan ifade edeceğim, Türkiye’nin kırılganlıklarının temel nedeni budur işte, bu yanlış kararlardır, bu yandaş kayırmalardır, bu şeffaf olmayan işler Türkiye’nin kırılganlığını artırıyor. Yurt dışında hafif bir sarsıntı olsa Türkiye’de tsunami olarak hissediyoruz biz onu. Şu anda dolar/TL’de yaşadığımızı hepiniz görüyorsunuz.

Tabii, ülkenin borçluluğunu artırıyor. Bakın, burada kamu kısa vadede borçlu olarak görünmüyor ama yani öyle bir… Muhtemelen karşılaşacağız -bu, tutanaklara geçsin, tarihe kayıt düşmek için söylüyorum- bu projelerin çok önemli bir kısmını Türkiye Cumhuriyeti hazinesi ödemek zorunda kalacak; bunu göreceğiz, bunu yaşayacağız. İnşallah olmaz ve bu, şimdi böyle kamu borcunda göstermeyip özel sektörün üzerine yıktığımız bu borçlar, bu kıyaklar yarın bir gün hepimizin vergilerinden, çoluğumuzun çocuğumuzun boğazından, nafakasından kestiğimiz vergilerle ödenecektir. Dolayısıyla, ben bunu burada AK PARTİ milletvekillerinin vicdanına bırakıyorum.

Bu 2’nci maddenin buradan çıkarılması lazım arkadaşlar. Bu yapılan şey gayriahlakidir, bu yapılan şey yanlıştır, bu yapılan şey ihaleye fesat karıştırmaktır. Ya, ihalesi yapıldıktan sonra hiç olmazsa bunları yapmayın. İhalesi yapılmamış işlerde zaman zaman yapılmış ancak ihalesi yapılmış bir işte bunun yapılmış olmasının insafla, vicdanla, ahlakla bağdaşır bir yanı yoktur. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar) 84 milyon insan vergi vererek bu paraları ödüyor arkadaşlar, buralarda hassas olmamız lazım. Yeri gelince, işte, “yetim hakkı” “öksüzün hakkı” “yetimin hakkı” diyoruz. Dolayısıyla, bunların hakkına burada milletvekilleri olarak sahip çıkmak durumundayız.

Şimdi, gelir garanti ettik, borca kefil olduk. O zaman şu soruyu sormak en tabii hakkımız: Niye bu işleri biz yapmıyoruz? Niye bu işleri hazine… Bizim bakanlıklarımız var, Karayolları Genel Müdürlüğümüz var veya diğer hizmetleri yapan yatırımcı bakanlıklarımız var, yatırımcı kuruluşlarımız var. Hiç olmazsa 2,5 milyar dolarlık işi, arkadaşlar, hadi biraz kazık yedik diyelim, 3 milyar dolara, 4 milyar dolara bitiririz; 13 milyar dolar vermek durumunda kalmayız. Yani her şeyini ben üstlendikten sonra, bütün finansal risklerini hazine olarak üzerimize aldıktan sonra, gelirini garanti ettikten sonra niye bunları devlet yapmıyor, devletin kuruluşları yapmıyor? Bizim bunları yapacak kapasitemiz var. Bu soru çok haklı bir soru olarak karşımızda duruyor.

Şimdi, tabii, bu tür yanlış kararların getirdiği nokta Türkiye’de bir güvensizlik ortamıdır. Güvensizlik, belirsizlik ve artan kırılganlık ortamı ülke riskini de artırıyor, ülkenin finansman maliyetlerini de artırıyor. İşte, biliyorsunuz, bundan on gün önce Amerika’da, on yıllık Amerikan tahvillerinde bir miktar faiz artışı oldu. Ondan sonra, Türkiye’ye geliyorsunuz, Türkiye’de Türk lirası ciddi bir değer kaybetti. Şimdi, tabii, bu bütün ülkeleri etkiledi onu kabul ediyorum. Ancak bizdeki etkisi diğer ülkelerin çok daha üzerinde arkadaşlar. Örnek olsun diye söylüyorum Arjantin’in ekonomisi, bakın, Arjantin ekonomisinde, 24 Şubattan 9 Marta gelen süreç içerisinde Arjantin’in yerel parasında değer kaybı sadece yüzde 1,02. Çin yuanında yüzde 1.08, Hindistan rupisinde yüzde 1,06, Endonezya rupisinde 2,41, Malezya parasında 1,49, Filipinler pesosu -hatta o değer bile kazanmış- yani Tayland bahtında yüzde 2,73 ama Türk parasında yüzde 7,33. Yazık değil mi arkadaşlar? Bu artan her dolar kuru ülkenin kaynaklarının yurt dışına akması demektir.

 

Şimdi, tabii, Sayın Cumhurbaşkanına şu güven geldi: Dolar 8,50’ye vurduğu zaman bütün herkesi paldır küldür değiştirdi, etti, ondan sonra dünyada faizin eksi olduğu, bizim gibi ülkelerde yüzde 1-2 bilemedin 3 olduğu dönemde yüzde 17 faizi getirince sanki işler düzeliyor zannetti. Efendim, dolar kuru 7’nin altına salınınca eski kendine güvenleri başladı, damada sahip çıkma atraksiyonları başladı, yine, böyle, efendim, sorumsuzca konuşmalar başladı, şu anda dolar tekrar 7,69’a geldi. Yarın ne olacağını bilmiyoruz. Piyasa, şu anda bakın, yüzde 17 faize rağmen şimdi yeni bir faiz artırımı bekliyor. Bu faiz artırımını yapmadığı sürece yarın göreceksiniz dolar kurunun tekrar dalgalanmaya başladığını göreceğiz. Bu da ekonomide ciddi bir istikrarsızlık demektir. Bunlardan hiçbirimiz keyif alıyor değiliz demek istediğimiz şey şu: Gelin bu ülkeyi şeffaf bir şekilde yönetelim, aldığımız kararları şeffaf bir şekilde alalım, kamu yararını gözeterek alalım. Yandaşları gözeterek bu kararların alınması durumu son derece sakıncalıdır.

Sayın Cumhurbaşkanı pazartesi günü konuşma yapıyor diyor ki: “Türkiye’ye sermaye girişleri arttı.” Yani tabii, rakamlara kendisi bakmıyor olabilir ancak danışmanları kendisini yanıltıyor. Arkadaşlar, gelen para dediğimiz sıcak para. Sıcak para tahrip edicidir, geldiği anda işte, kuru aşağı çeker, en ufak bir oynaklıkta kuru yukarı doğru fırlatır. Bu para Türkiye’nin arzu ettiği bir para olmamalı. On sekiz yıllık bir iktidar hâlâ sıcak para geldi diye sevinecekse burada oturup düşünmemiz gerekir. Bu anlamda ben Sayın Cumhurbaşkanının danışmanlarının tekrar bir gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu aklı, bu fikrî kendisine kim veriyor, bu sözleri kim söyletiyor ben bunu bilemiyorum. Fakat bu para, efendim, güvenilecek bir para değildir. Bu para şu anda mesela çıkış başladı hafif, geldi kurdan kazandı, yüzde 17 faizin dönemsel faizi ne kadarsa onu da aldı; Türkiye’nin kaynakları yurt dışına çıkıyor. Yarın öbür gün tekrar gelecek, kur aşağı gelecek, tekrar çıkacak. Bunlarla bu işler olmaz, eğer biz kurun tekrar yukarı doğru gitmesini istemiyorsak ve Türkiye’nin makroekonomik istikrar kazanmasını istiyorsak yapmamız gereken şey reform sürecini başlatmaktır. Tabii, reform yapmadan önce, bir defa, yapılmış reformları bozmaktan bu Hükûmetin vazgeçmesi lazım, bu idarenin vazgeçmesi lazım. Bunlar yapılmadığı sürece Türkiye ekonomisinin istikrar kazanması mümkün değildir, bu yapılmadığı sürece milletin fakirlikten kurtulması mümkün değildir.

Bakın, yedi yıldır üst üste küçülen bir ekonomiden bahsediyoruz kişi başı gelir açısından. İkinci Dünya Savaşı’nda dahi arkadaşlar, Türkiye ekonomisi dört yıl üst üste küçüldü. Şu anda, kişi başı gelir açısından yedi yıldır üst üste küçülen bir Türkiye ekonomisi var. 94 krizi derin bir krizdi, bir yıl küçüldü, ondan sonra toparladı Türkiye ekonomisi; 2001 krizinde bir yıl küçüldü, toparladı ama şu anda, artık kriz kronikleşti. Yedi yıldır sürekli gelir kaybeden… Kümülatif gelir kaybı da yüzde 31,7’yi buldu. Bunu iyi düşünmek ve adımlarımızı buna göre atmak gerekir diye düşünüyorum.

Bu anlamda da Hükûmete Türkiye’nin yararına olacak kararlar almasını öneriyorum. Bu anlamda, bu 2’nci maddenin de kanun teklifinden mutlak suretle çıkarılmasının ülkemiz açısından, milletimiz açısından faydalı olacağını takdirlerinize arz ediyorum.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu