GündemSON DAKİKA

Erdoğan İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine neden onay verdi?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan İsveç ve Finlandiya’yı PKK/PYD terör örgütlerine destek vermekle suçlamış ve bu yüzden bu iki ülkenin NATO üyeliğine girmesine izin vermeyeceklerini söylemişti. Ama tüm sözlere rağmen Erdoğan, geçtiğimiz gün İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya girmelerine izin verdi ve imzayı attı. Peki, ne oldu da İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine onay verdi?

İzmir Milletvekili Aytun Çıray, Tayyip Erdoğan’ın İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine neden onay verdiğine dair bir takım iddialarda bulundu. Çıray, konuya ilişkin şu çok çarpıcı açıklamalarda bulundu;

Somut bir sonuç almadan onay vermiş

Dış politika tarihimizin en büyük fiyaskolar döneminin sonuna yaklaşıyoruz. Sona yaklaşırken ödetilen ağır bedellerin kısa dökümünü yapmamız gerekiyor. En yakın tarihli gelişmeden başlayalım. Biliyorsunuz, 28 Haziran akşamı bütün kanallara bir son dakika haberi düştü. Sayın Erdoğan’ın bangır bangır ilan ettiği, “Teröristlere verdikleri desteği ve onlarla ilişkilerini tamamen kesmeden, bunları somut adımlarla uygulamalarda görmeden ‘evet’ dememiz mümkün değil.” dedikleri İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine somut bir sonuç almadan onay vermiş olmaları haberlerin ilk sırasında yer aldı yani sözünü daha öncekilerde olduğu gibi bir kez daha yuttu.

Doğrusu bu vetonun kalkması Finlandiya ve İsveç için hiç de sürpriz değildi. Neden? Çünkü bu davranış, bu şablon olarak kurgulanıp defalarca tekrarlanmıştı. Kurgunun başında celallenme ve atarlanma, sonra Beyaz Saray’da ağırlanma veya Başkanla görüşme ve final, istediklerinden fazlasını alan muhataplarımız. Hep aynı numara, bizim deyimimizle kayıkçı kavgaları. Bu kayıkçı kavgalarından devlet, millet zarar görmüş kimin umurunda, gelsin oylar çünkü külhanbeyi ağzıyla seslenmenin bayağı prim yaptığını keşfetmişler. Varsın sahne gerisinde muhatapların bütün talepleri kabul edilmiş olsun. Peki, süper güçlerin ve ultra petrol zenginlerinin bizim oynadığımız bu oyunlar umurlarında mı? Tam aksine çünkü onların ellerinde bu iktidara özel kof propaganda dilini etkisizleştiren sihirli bir havuç ve sopa politikası var.

Dostum Biden

Samimiyetle üzülerek söylüyorum: Sopalar bazen Obama’nın çalışma masasına dayalı bir beyzbol sopası oluyor, bazen danışmanın ağzından duyulan bir sifon, Trump gibi fazlasıyla açık sözlü birisi olduğu zaman “Aptal olma.” uyarısı, hâlihazırdaki Başkan için ise aylarca muhatap alınmamak ve Türk milletini “Katil ve soykırımcı” olarak niteleme cesaretini vermek, Putin için ise sopa, kapısında dakikalarca bekletme hakaretiydi. Havuç kısmında ise sadece “dostum” olarak nitelenmeye razı olma büyüklüğünü göstermelerimiz var. “Dostum Putin”, “Dostum Bush”, “Dostum Obama”, “Dostum Biden.” Hatta bu tavırlarını abartıp bir de kameralar önünde “dostum” diye hitap ettiklerinde değmeyin arkadaşların keyfine.

F-16 verecekler diye zafer naraları atan…

Büyük Türk milleti, dış politikanın iç politikaya tahvil edilebilmesi için uygulanan bu kof hamaset siyasetinin sonucunda, Rusya’dan kan bedeli olarak alınan S-400’ler yüzünden 21’inci yüzyılda havacılık teknolojisinin en ileri aşamasını temsil eden F-35 programından çıkarıldık, orada paramıza el konuldu. Onun yerine, şimdi bize teknolojisi 20’nci yüzyılda kalmış F-16 verecekler diye zafer naraları atan utanmaz, arlanmaz yandaşlar var. Aslında durum Tesla varken Doğan görünümlü Şahin’e rıza göstermekten ibaret ama yandaşların ellerine yeter ki birer havuç verilsin. Havucun asıl zararına bir swap uğruna Sayın Erdoğan’ın “katil” dediği prensin Ankara ziyaretinde de tanık olduk. Suudiler özgüvenli prens yanında onu çökmüş gösteren seçilmiş fotoğraflarıyla zevkten dört köşe oldular. Dua edelim ki prens bu kez Ankara’da Suudi Arabistan Büyükelçiliğinde bir muhalifinin parçalanıp asitte eritilmesine göz yummamızı istemedi.

İsveç: Erdoğan’a boyun eğmedik

Biliyorsunuz ki bizim İYİ Parti olarak NATO görüşmeleri konusunda Sayın Akşener’in, Sayın Genel Başkanın bir ay önce yaptığı bir açıklama var partimizi temsilen. Bunlardan birincisi, Putin’in Rusya’sının saldırgan dış politikasına karşı NATO ittifakını olabildiğince güçlendirmek gerektiğiydi. İkincisi ise PKK’nın Avrupa topraklarından bütün unsurlarıyla silinip atılmasıydı; İYİ Partinin talep ve deklarasyonu buydu. Ne var ki Madrid’de varılan mutabakatın daha mürekkebi kurumadan, henüz “dostum Biden” ile yapılan havuç toplantısının tadını alamadan Murat Yetkin’in deyimiyle manşet geldi: “Dakika bir, gol bir.” Daha bir gün önce Erdoğan’dan NATO üyeliği onayı alan İsveç’in Dışişleri Bakanı Ann Linde demecini patlattı: “Erdoğan’a boyun eğmedik.

Terör faaliyeti olduğu yönünde delili olmadıkça hiçbir iadeye razı olmayacağız.” Yani maalesef, Sayın Erdoğan ve arkadaşları, bırakın somut bir çıkar elde etmeyi en temel konulardaki beklentilerimizi bile sağlayamamışlardır.

Bu mekanizma işlemezse Türkiye hava alacak

PKK’nın İsveç ve Finlandiya tarafından terör örgütü olarak tanınması yeni bir durum değil, önemli olan PKK’nın bu iki ülkedeki varlığına son verecek somut eylemlerin görülmesiydi. Zaten bunların gerçekleşip gerçekleşmemesini üçlü mekanizma takip edecekti. Şimdi, dikkat Türk milleti: Bu üçlü mekanizma ne zaman devreye girecekti? İmzaladığımız mutabakat metnine göre İsveç ve Finlandiya NATO üyesi olduktan sonra devreye girecekti. Yani Finlandiya ve İsveç NATO’ya girdikten sonra bu mekanizma işlemezse Türkiye hava alacak.

Zaten PYD, YPG ve FETÖ’ye “terör örgütü” demediler, hatta Finlandiya Cumhurbaşkanı “Dokümanda bu örgütlere terörist muamelesi yapılmıyor ve aynı zamanda Türkiye’nin istediği şekilde isimlendirilmediler, YPG’ye insani yardım yapılabilir.” dedi. Nasıl? Nasıl kahramanlar, iyi mi? Üzülüyoruz, içimiz kan ağlıyor arkadaşlar, bu devlet bizim, bu millet bizim!

Türk milleti için kabul edilebilir değil

Bu, siyasi iktidarı eleştirmenin çok ötesinde, başta bir şey. Buyurun cenaze namazına. Ama asıl Sayın Genel Başkanımızın dediği gibi Sayın Erdoğan ve arkadaşları açısından aldanmak ve aldatılmak sıradan alışkanlık olsa da bu durum Türk milleti için kabul edilebilir değil.

Benim bu toplantıda en çok canımı yakan şeylerden biri sözde Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti Başkanının yemeğine katılmamızdır, fotoğraf vermemizdir. Bu, Türk dış politikası ve Türk millî meseleleri için bir felakettir.

ABD resmî açıklamasından öğreniyoruz ki Erdoğan-Biden görüşmesinde F-16’lar da gündeme gelmemiş. Sonuç olarak, Sayın Erdoğan’ın “bu can bu bedende oldukça” diye başlayan boş afur tafurlarının ardındaki kodları dünya âlem çözdü, derin ekonomik ve sosyal buhran milletimizin de çözmesini sağladı. Milletimizin “ensar” adı altında milyonlarca Suriyelinin neden sınırlarımızdan geçmesine izin verildiğini artık idrak ettiğini görüyoruz. Suriyelilerle ilgili AKP politikalarının vicdan ve merhamet yoksunu bir politika olduğunun da iyice farkına vardık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Reklam Engelleyici Algılandı

Haber içeriğini görüntülemek için lütfen reklam engelleyici uygulamanızı devre dışı bırakınız.