Jannah Theme License is not validated, Go to the theme options page to validate the license, You need a single license for each domain name.
GenelSON DAKİKA

TYT ve AYT baraj puanının kaldırılması ile ilgili ilginç detaylar ortaya çıktı

TYT ve AYT baraj puanlarının kaldırılmasının üniversitelerimizde öğrenci profilini nasıl etkileyeceği konusunda Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz ilginç detaylar verdi. TYT ve AYT baraj puanlarının kaldırılmasının liyakatsiz mezunlar ve diplomalı işsizler gibi birtakım ciddi olumsuzluklara yol açacağına dair bir takım rakamlar ve bilgiler veren Hüseyin Filiz, şu çok çarpıcı bilgileri paylaştı;

TYT’de 150 ve AYT’de 180 olan baraj puanlarının kaldırılması

YÖK Başkanının verdiği bilgilere göre geçen yıl 2 milyon 607 bin 715 aday sınava alındı. Aralarında sıfır alanlar ve kopya nedeniyle 215 bin civarında elenenler var. Eğer baraj puanı olmasaydı 2 milyon 393 bin kişinin puanı hesaplanacaktı ancak 1 milyon 627 bin 539 kişinin puanı hesaplandı yani 700 bini aşkın kişi sistem dışına itildi. Bu sorunu gerekçe göstererek YÖK Başkanı üniversiteye girişte TYT’de 150 ve AYT’de 180 olan baraj puanlarının kaldırıldığını ifade etmiştir. Böylece daha fazla sayıda öğrencinin tercihte bulunabilme imkânına kavuşturulacağını, tercih havuzunda çok daha fazla sayıda öğrencinin olmasının sağlanacağını, adayların kontenjan tespitinde başarı sırasına göre yerleştirileceğini, öğrencilerin baraj sebebiyle psikolojik baskı altında kalmalarının önüne geçileceğini, öğrenciler arasında daha fazla rekabet sağlanacağını ifade ediyor.

Şimdi, belirtmek gerekir ki Türkçe ve matematik testlerinden 0,5 ham puan alan yani matematik ya da Türkçe sorularından sadece 1 net yapması istenen öğrenciler kimlerle rekabet edecektir? Bu durumda, yüksek atlama spor yarışmasını bir düşünün, çıta her turda aşağıya çekiliyor. Böyle bir yarışma, böyle bir rekabet olabilir mi? Tercih havuzunda daha fazla öğrencinin bulunacağı iddiası doğrudur ama üniversiteye girip giremeyecekleri belli değildir çünkü puan hesaplamaları önceki senelerdeki gibi yapılacak. Ön lisans ve lisans programlarının yerleştirme puanlarında düşüş, indirme söz konusu olmayacak ve başarı sırası şartı getirilen tıp fakültesinin mesela en az 50.000’inci sırada, diş hekimliğinin en az 80.000’inci sırada, mühendisliğin en az 300.000’inci sırada, öğretmenliğin en az 300.000’inci sırada olması isteniyor. Yani bu programların puanlarında, başarı sıralamasında hiçbir değişiklik yok. Dolayısıyla üniversite okuma donanımına sahip olmamış öğrencilerin tercih havuzunda yer almış olmalarının akademik dünyaya ve gençlerimize ne gibi katkılar sağlayacağını anlamak mümkün değildir.

Ciddi olumsuzluklara yol açılacak

Peki, ne olacak? Birçok devlet ve vakıf üniversitesinin boş kalan kontenjanları üniversiteye giriş donanımı olmayanlarla doldurularak liyakatsiz mezunlar ve diplomalı işsizler gibi birtakım ciddi olumsuzluklara yol açılacaktır. Bu arada vakıf üniversitelerine maddi katkıda bulunacak, para kazandırılacaktır.

Aslında sormamız gereken şey, on iki yıl okuduktan sonra matematik veya Türkçe testlerinden 1 soru dahi yapamayacak olan ortaöğretim mezunlarımızın olmasıdır. Bu noktaya nasıl geldik sorgulamalıyız. Bu öğrenciler hangi üniversitelere girecekler, nasıl bir eğitim alarak mezun olacaklar? Bu mezunların niteliği tartışılır olacak ve beş yıl sonra diplomalı işsizlere yüz binlerce genç katılmış olacak.

Üniversitelerde kontenjanlar sorun olmaya devam ediyor. Kontenjan sorununu çözmek için mezunları istihdam etmesi beklenen devlet kuruluşlarının, Millî Eğitim Bakanlığının, tüm meslek kuruluşlarının, sanayici ve iş insanları örgütlerinin görüşleri yönünde beş yıllık programlarla talepler tespit edilerek arz dengesi kurulmalıdır.

AK PARTİ’nin yirmi yıllık uygulamalarında üniversiteler konusu hep sürüncemede kalmış, öğrencilerin ve üniversitelerin sorunları katlanarak devam etmiştir. Kontenjanlar bir nevi işsizliği dört beş yıl öteleme anlayışıyla tespit edilmiştir. Son yıllarda atanan rektörlerin liyakat yerine sadakati esas alarak akademik makamlara yaptıkları atamalar büyük ölçüde sorun olmaya devam etmiştir.

Burada çok önemli gördüğüm bir konu üzerinde daha durmak istiyorum. Öğretmenlik programlarındaki başarı sırası biraz önce söylediğim gibi en düşük 300 bindir, tıp fakültesindeyse en düşük 50 bin.

Konuşmaya başladık mı öğretmenlik mesleğinin çok kutsal olduğunu söyleyip Hazreti Ali’yi referans göstererek “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” diyoruz ama öğretmenlik mesleğine gereken önemi vermiyoruz. Eğitimin düzelmesi nitelikli öğretmenlerle sağlanır. Nitelikli öğretmen yetiştirmek istiyorsak diğer tedbirlerin yanında en düşük başarı sırasını en azından 50 bine çekmeliyiz diyor Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.