DünyaSON DAKİKA

Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan arasında yapılan anlaşma nihai bir çözüme ulaştırdı mı?

ABDUL AHAT ANDİCAN (İstanbul Milletvekili) – Bir yıl önce burada, yine, yüce Meclis Azerbaycan’la ilgili bir tezkereyi onayladı ve tezkereyi kabul etti. Bu tarihte, 17 Kasım 2020’de yapılan bu tezkerede yaptığım konuşmanın başlangıcında bir şeyler söylemiştim. Öncelikle, bunları burada tekrarlamak istiyorum: “Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan arasında bir ateşkes anlaşması imzalandı biliyorsunuz. Şu anda önümüzdeki soru şudur: Bu antlaşma Karabağ sorununu nihai bir çözüme ulaştırdı mı yoksa ulaştırmadı mı? Cevap: Hayır maalesef. Benim inancıma göre, asıl Karabağ sorunun halledileceği dönem şu anda başlıyor ama diplomasi masasında ama uluslararası siyaset boyutunda. Azerbaycan, Türkiye ve Türk dünyası için çok büyük bir anlam taşıyan bu zaferi, Azerbaycan’ın zaferini hamasi nutuklarla kutlamak yerine, gerçekçi bir bakış açısıyla şimdiden tespitler yapmanın ve geleceğe yönelik gerekli projeksiyonları hazırlamanın gerekli olduğunu düşünüyorum hem Türkiye açısından hem Azerbaycan açısından.” demişim.

Bugünkü konuşmamda Kafkasya jeopolitiği ya da Kafkasya bölgesindeki dengelerle ilgili siyasetle alakalı değerlendirmeler yapmayacağım. Sadece Karabağ sorunu açısından geleceği belirleyecek en önemli gördüğüm iki konu üzerinde konuşmak istiyorum. Geçen yıl konuşurken de kaygılarımı gündeme getirdiğim iki konunun birincisi, bu üçlü anlaşma sonrasında ortaya çıkan Rus etkinliği ve Azerbaycan’ın, Azerbaycan ordusunun geri almasına izin verilmeyen Karabağ topraklarında Rus barış gücünün yerleştirilmesiyle ilgiliydi. Rusya gözetiminde Azerbaycan-Ermenistan ve Rusya üçlüsünün imzaladığı ve maalesef, Türkiye’nin dışarıda bırakıldığı antlaşmaya giden yolu hatırlarsak neden kaygılandığım da anlaşılacaktır. Azerbaycan ordu birliklerinin Karabağ dâhilinde olan Şuşa kentini aldığını hatırlıyorsunuz ve ondan sonra başkent Hankendi’ye yani Ermenilerin ifadesiyle Stepanakert’e yönelmişti Azerbaycan ordusu fakat birdenbire Putin 2 ülke liderini de Moskova’ya çağırdı ve önlerine bir anlaşma metni koydu.

Hankendi ile Şuşa arası kaç kilometre biliyor musunuz? Ben söyleyeyim, 14 kilometre. Bugünkü modern tanklarla -ki 40 kilometreye kadar çıkabiliyorlar- yaklaşık yarım saatte Şuşa’dan Hankendi’ye ulaşmak mümkündü, o noktaya gelmişti Azerbaycan ordusu. Paşinyan anlaşmayı imzaladıktan sonra şunları söylüyor: “Dağlık Karabağ bölgesiyle ilgili savaş öncesinde Şuşa dâhil bazı bölgelerin Azerbaycan’a verilmesi noktasında bana baskı yapıldı.” Dikkat edin “savaştan önce” diyor. Bu sözler savaşın Rusya tarafından belirli bir planlama dâhilinde yönlendirildiğini, kontrol edildiğini gösteriyor ve anlaşmanın imzalanması sırasında -yine kameralara yansıdı, medyaya yansıdı- metin Putin’in önüne konulduğu zaman danışman soruyor “Efendim, okuyacak mısınız?” diye, cevap şu: “Hayır, gerek yok; ben yazdım.” Ve hemen ilginç olan nokta -bu anlattıklarımı bir yere bağlayacağım arkadaşlar- iki gün içerisinde, ateşkesin hemen ardından iki yüze yakın uçak seferiyle “barış gücü” adı altında 165’inci Kolordu veya Rus ordusu lojistik destekleriyle beraber hızla bölgeye getirilip Laçın koridoruna ve Azerbaycan ile Ermenistan arasında, daha doğrusu Karabağ arasında sınırlara yerleştirildiğini gördük.

Askerî uzman değiliz ama herkes bunu rahatça söyleyebilir; bir ön hazırlık olmadan iki gün içerisinde bu kadar büyük bir potansiyeli getirip yerleştiremezsiniz. Yani, bu da bize bir şey gösteriyor; Rusya bu işi önceden planlamış, nerede müdahale edeceğini biliyor. Şimdi, böylece Putin ne sağlamış oldu? Bir, Minsk Eş Başkanlarını devre dışı bıraktı; iki, Türkiye’yi devre dışı bıraktı; üç, Sovyetler Birliği yıkıldığı dönemde terk etmek zorunda kaldığı Azerbaycan topraklarına geri döndü ve bu kez bir jandarmalık göreviyle ve barışı koruyucu bir unvan altında. Böylece Putin bu olayın anahtar şahsı ve Rusya anahtar gücü hâline dönüştü. Bu gelişmeyi niçin önemsiyorum değerli arkadaşlar, niye anlattım bunları?

Eski Sovyet coğrafyasında Rusya’nın bugün barış gücü olarak bulunduğu 3 yer var değerli arkadaşlar; birisi: Ukrayna ile Moldova arasındaki Transdinyester bölgesi. Bu bölge, Sovyetler Birliği dağıldığında kendi bağımsızlığını ilan etmişti fakat Moldova bunu kabul etmedi. Bugün gelinen noktada Transdinyester bölgesinde “barış gücü” adı altında Rus askeri var ve Moldova bu bölgeye hâkim olamıyor. Diğer 2 bölge ise Gürcistan’ın içerisinde değerli arkadaşlar; Abhazya ve Güney Osetya. Bu 2 bölge de Sovyetler Birliği dağıldığından itibaren Gürcistan’dan ayrılabilme mücadelesine başladılar Rusya’nın desteğiyle ve daha sonra Rusya ilginç bir şey yaptı değerli arkadaşlar, bu bölge insanlarına Rus pasaportu verdi. Sonuçta, bu 2 bölgeyi, Abhazya ve Güney Osetya’yı Rusya’nın uzantısı hâline getirdi. Bugün Gürcistan haritası içerisinde görülen bu 2 bölge, aslında artık Gürcistan hâkimiyetinde değiller, Gürcistan’dan defakto ayrılmış durumdalar ve Rusya’nın uzantısı hâline gelmiş durumdalar.

Şimdi, Rusya’nın bu uygulamaları ortadayken benim kaygım, geçen yıl itibarıyla gündeme getirdiğim kaygı işte buydu; Dağlık Karabağ’ın da Rus eksenli bir cumhuriyet hâline dönüştürülebilme riskiydi. Ve nitekim, Dağlık Karabağ’a gelen barış gücü komutanı Rüstem Osmanoviç Muradov, Kababağ’a gelir gelmez, bu bölgede Ermenilerin kurduğu sözde Artsah Cumhuriyeti’nin lideri -veya “Cumhurbaşkanı” diyorlar onlar- Harutyunyan’la görüşme yaptı ve geçen yıldan beri yaptığı her toplantıda Harutyunyan, bu sözde cumhuriyetin bayrağıyla beraber toplantıya iştirak ediyor değerli arkadaşlar.

Şimdi, Rus Savunma Bakanlığının “web” sitesinde neredeyse iki ay öncesine kadar böyle bir cumhuriyetin var olduğu, bayrağıyla vesaire görülüyordu. 10 Kasım Anlaşması’na göre 2 bin civarında asker bulundurması gereken Rusya, bugün çeşitli adlar altında rakamı 5 binin üzerine çıkarmış durumdadır ve burada, Azerbaycan’daki bazı stratejik merkezler, bugün Rusya’nın bu bölgede, bu sözde cumhuriyeti kalıcı hâle getirmek için bir politika uyguladıklarını ifade ediyorlar değerli arkadaşlar, Türkiye’de biz bunun pek farkında değiliz.

Ermenistan ise başka bir şey yapıyor, bu bölgeyle ilgili ilişkilerini dışişleri bakanı üzerinden kuruyor, sanki bu ayrı bir cumhuriyetmiş gibi. Başka bir şey daha söyleyeyim, bu sözde cumhuriyetin Cumhurbaşkanı bir kararname yayınladı ve 2022’ye, 2023’e kadar bu sözde cumhuriyetin 18 yaşına girmiş vatandaşlarının mecburi askerlik sistematiğini başlattı. Bu şu anlama geliyor: Bir askerî yapılanma ayrı olarak kurulmakta. Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, burada tabii bir soru sorulabilir: Bizim oradaki Türk-Rus gözlem noktası bu konuda başarılı olabilir mi, bunu engelleyebilir mi? Hayır. Neden? 1 general ve 38 askerî personelimizin görev yaptığı bu merkez, sadece Karabağ’da ateşkesi devam ettirmekle, kontrol etmekle yükümlü ve bunu havadan yapıyor.

Merkez zaten Azerbaycan’ın Ağdam kentinde. Dolayısıyla, bu Barış Gücü’nün yaptığı uygulamaları, oluşturduğu altyapıyı engelleyebilme şansına sahip değil. Bütün bu verilerin farkında olmamız gerekiyor, yüce Meclise bunu aktarmayı bir görev biliyorum ve iktidarın da politikalarını oluştururken yalnızca Azerbaycan zaferiyle ilgili genel değerlendirmelerin ötesinde geleceğe yönelik olarak Dağlık Karabağ’da Rus destekli bir cumhuriyetin ortaya çıkarılabileceği ve bu olayın Azerbaycan için ve Türk dünyası için uzun yıllar ciddi bir sorun olacağını söylemiş oluyorum.

Şimdi, Karabağ meselesiyle ilgili gördüğüm ikinci önemli meseleye geliyorum. Bu, sadece Karabağ’la ilgili önem taşımıyor, Türk dünyasıyla ilgili önem taşıyor, Türk dünyasıyla. Nedir bu? Zengezur Koridoru. Zengezur Koridoru, 10 Kasım tarihli anlaşmanın 9’uncu maddesiydi -aklımda yanlış kalmadıysa- fakat bir koridor tanımlanıyor ama koridorun ne zaman yapılacağı, kim tarafından yapılacağı, ne kadar bir genişlikte olacağı; hatta kara yolu mu, demir yolu mu, yoksa tünel mi olacağı -ki 45 kilometrelik bir alandır- bu konularla ilgili hiçbir belirti yok, kesinlik yok; sadece bir kesinlik var, bu koridor açıldığı zaman bunu Rus sınır muhafızları kontrol edecek ve o süreci devam ettirecek.

Bakın, Rusya’nın iki önemli kazanımından söz ediyorum ve değerli arkadaşlar, bu maddeyle tabii, Rusya sadece Karabağ’ı kontrol etmekle kalmıyor, Türk dünyasının ezelî ve ebedî hayali olan, hülyası olan kara sistematiği üzerinden birleşmeyi sağlayacak olan geçidin kontrolörü hâline dönüşüyor. Ben, geçen seneki konuşmamda, Ermenistan Başbakanının buna karşı çıkacağını ve Ermenistan yönetimlerinin bunu yokuşa süreceklerini söylemiştim, ifade etmiştim. Nitekim Ermenistan Başbakanı, Zengezur Koridoru’yla ilgili hemen hemen her soru yöneltildiğinde böyle bir koridora ihtiyaç olmadığını; yalnız, İran’la imzaladıkları, Tahran-Erivan arasındaki geleceğe yönelik bir demir yoluna hem Nahçıvan’dan hem Azerbaycan’dan bağlantı yapılmak suretiyle bu görevin ifa edilebileceğini söylüyor.

Bir başka konu var, bu olaydan sonra ortaya çıkan. Nedir o? İran. O güne kadar, Zengezur Koridoru’na kadar olan -daha doğrusu- Ermenistan işgali altında olan bazı bölgeler İran sınırına kadar uzanmaktaydı. Dolayısıyla, İran, Dağlık Karabağ’a doğrudan ulaşım imkânı bulabiliyordu fakat şimdi Azerbaycan’ın kontrolüne geçmiş durumda ve Azerbaycan, İran’ın bu şeyini engelliyor, iletişimini ve ulaşımını engelliyor.

İran bunun üzerine -takip eden arkadaşlar hatırlayacaklar- İsrail’in Azerbaycan’a verdiği Arrow füzelerinin -sattığı daha doğrusu- sınırlarına yerleştirildiği ve bu füzeleri kontrol eden radar sistematiğinin de İran coğrafyası üzerinde etkili olduğu iddiasıyla belki de tarihinin en büyük askerî tatbikatlarını Azerbaycan sınırında yapmaya başladı. Rahatsızlık nereden geliyor? Zengezur koridoru gerçekleşirse İran devre dışı kalacaktır. Başka bir özel iş daha var. Nedir? Bugüne kadar Nahçıvan’dan Azerbaycan’a ya da Azerbaycan’dan Nahçıvan’a olan ulaşım, taşıma hep İran üzerinden yapılmaktaydı değerli arkadaşlar. Zengezur koridorunun açılması durumunda İran devre dışı kalacaktır, İran’ın sıkıntısı budur.

Bir başka olay daha var. Nedir o? Çin’in 1916 yılından itibaren dünya gündemine soktuğu -aslında 1914’ten ama uygulama olarak da 1916’dan itibaren- tek kuşak, tek yol projesi. Çinliler bunu “modern İpek Yolu” olarak tanımlıyorlar ve müthiş kaynak aktarılan bir proje. Bu projenin bazı boyutlarının da Türkiye’de olduğunu -Ambarlı Limanı vesaire gibi- biliyoruz. İşte bu projeye Çin’den başlayıp, daha doğrusu, Doğu Türkistan üzerinden geçip Türkistan cumhuriyetleri, İran üzerinden Türkiye’ye doğru gelişte potansiyel geçiş yolu, biraz önce konuştuğumuz, işte o Zengezur koridorunun açılması düşünülen veya istediğimiz bölge oluyor. Böylece devreye bir de Çin girmiş oldu. Bakın, sonuçta Zengezur koridoru, değerli arkadaşlar, sadece Ermenistan ile Türkiye veya Türk dünyası arasında bir mesele olmaktan çıktı, bugün artık, çok uluslu, dolayısıyla da çok bilinmeyenli bir denklem hâline dönüştü. Bunu iyi değerlendirmemiz ve dikkatle takip etmemiz lazım.

Ermenistan, bu konuyu -biraz önce altını çizerek vurguladığım gibi- devamlı yokuşa sürecek, bu konuyu kabul etmeyecek ve Rusya da bölgedeki kontrolünün devam edebilmesi için böyle bir koridorun açılmaması yönünde açıktan açığa olmasa da Ermenistan arkalı bu konuya destek verecek.

Şimdi, tabii, Türkiye olarak bizim ne yapmamız lazım, ne yapabiliriz? Oturup bu meseleyi bu şekilde görerek üzerinde stratejik değerlendirmeler yapmakla ancak çözüm bulabiliriz, hamasi zafer nutuklarıyla değil.

Şimdi, tabii ki Ermenistan’ın ikna edilmesi en kolay yol gibi görünüyor ama Ermenistan bu konuda -geçen yılki konuşmamda söylemiştim şimdi de iddia ediyorum ki- bir uzlaşmaya varmayacaktır.

Peki, Ermenistan’ı nasıl zorlayabiliriz? Yine, geçen yılki konuşmamda gündeme getirmiştim, iktidara bunu tekrar hatırlatmak istiyorum. Şöyle demişim o konuşmamda: Ermenistan’la aramızda Ermenistan’ın Azerbaycan’a saldırması nedeniyle 1993 yılında kapattığımız Kars Kapısı, Iğdır Kapısı var yani Alican Kapısı ve Doğu Kapısı var değerli arkadaşlar. İsmim gibi biliyorum -o tarihte böyle söylemişim- yarın Minsk Grubu içinde veya dışında diplomatik süreç başladığında Türkiye’ye ABD başta olmak üzere, şu baskılar başlayacak: “Ermenistan kapılarını açın, bakın, istediğiniz şey oldu Azerbaycan, işgal edilmiş topraklardan Ermenistan çekildi, dolayısıyla açın.” Bu baskılar başlayacak demiştim.

1996 yılında kurulan 53’üncü Anayol Hükûmetinin programına -o konuşmamda bunu da vurgulamıştım- “Karabağ sorunun çözümü Azerbaycan tarafından onaylanmadıkça Türkiye bu kapıları açmayacaktır.” cümlesini koyduran arkadaşınızım. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar) Daha sonra, Bakanı olduğum 55’inci Hükûmet Protokolü’nde de bunu yazdırdım.

O zaman da aynen bunları söylemişim, şimdi, buradaki ölümcül nokta şu: Bu kapıların açılmasını, Türkiye, artık günümüz şartlarına göre yeniden değerlendirmeli ve günümüze taşımalı. Geçen yıl da bunu söylemiştim, şimdi de tekrar ediyorum. “Zengezur geçişi açıldığı takdirde ben bu kapıları açarım. Zengezur konusunda yani Azerbaycan ile Nahcivan’ı birleştiren, Türk dünyasını birleştiren yol konusunda eğer bir sorununuz varsa, bunu istemiyorsanız, bunu engelliyorsanız, buna razı olmuyorsanız o zaman bu kapıların da açılmasına imkân yoktur.” demeli iktidar, Türkiye cumhuriyetleri, kim olursa olsun.

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

İçeriği Kesintisiz Görüntülemek İçin Lütfen Reklam Engelleyici Uygulamanızı Kapatınız...