EkonomiSON DAKİKA

Türkiye’nin ekonomi gerçeği!

NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ekonomik kriz ve krizle beraber yoksulluk giderek her gün yaşamımızın karşısında ve her gittiğimiz yerde daha da derin bir şekilde etkisi ortaya çıkmakta. Peki, Türkiye’de yoksullar kim, giderek yoksullaşan kim? Türkiye büyüyor, büyüyor, büyüyor ama büyüyen, bir azınlık; büyüyen, sadece bir kesim. Ama bunun yanında giderek yoksullaşan var, giderek açlık sınırının altında yaşayanlar var. Ne diyorlar? Açlık sınırı ne? Açlık sınırı, sadece temel besin ihtiyaçlarına ulaşabilmektir. Peki, yoksulluk ne? Temel besin ihtiyaçları dışında, kirasını verebilmek, barınabilmek, ısınabilmek, eğitim alabilmek, sağlık koşullarına ulaşabilmek ve ulaşımı karşılayabilmektir.

Şu anda, peki, Türkiye’de asgari ücret ne kadar? Asgari ücret şu anda açlık sınırının altında. Türkiye’de asgari ücretli sayısı nasıl? Giderek artıyor. İşsizlik? Zaten işsizlikten söz etmiyorum. Peki, emekliler? Emekliler de şu anda yoksulluk sınırının altında. Peki, kamu emekçileri? Onlar da yoksulluk sınırının altında. Diğer işçiler? Onlar da yoksulluk sınırının altında. Peki, merdiven altında çalışan, öğrenci olan, geçici olarak çalışanlar? Onlar da yoksulluk sınırı altında. Bu ülkenin nüfusunun yarısından fazlası, yoksulluk sınırının altında. Ve diğer bir problem nedir? Çocukları çıkardığınızda Türkiye ciddi bir yoksullukla karşı karşıya.

Bir diğeri… Ne yaptınız? Çiftçi yoksullaşıyor, esnaf yoksullaşıyor, küçük bir şekilde çalışıp berber işleten, kahve işletenler artık yoksuldur. Şu anda Plan ve Bütçe Komisyonunda sosyal yardımlar konuşuluyor ve her seferinde övünülüyor “Sosyal yardımlar artıyor, sosyal yardımlar artıyor.” Bir ülkede sosyal yardımlar artıyorsa eşitsizlik söz konusudur. Giderek azalması lazım, muhtaç sayısının giderek azalması lazım ama bunun gerekçesi nedir? Tercihlerdir. Niçin tercihler? Arkadaşlar, vergiyi topluyorsunuz, sermayeye veriyorsunuz; vergiyi topluyorsunuz, güvenlik harcamalarına, şatafatlara harcıyorsunuz. Türkiye’de değil, dünyada yoksulluk 2 kavramla beraber çalışılıyor: Bir, yoksun; hem yoksulsun hem yoksun, görmeyeceksin, üç maymunu oynayacaksın. Bir diğeri, yoksulluğun çok fazla olduğu, derinleştiği yerde yolsuzluk var. Yolsuzlukla ilgili bir işlem yapılıyor mu? Hayır, yapılmıyor.

Bakın, vergi kaçakçılığı konusunda sürekli uyarılar geliyor. Pandora denilen bir kutu açıldı, Türkiye’de toplanması gereken 200 milyara yakın, 200 milyar dolar vergi -dolar diyorum- yurt dışına gitti. Normalde bunlardan yüzde 30’unun alınması lazım. Bu Meclis yasa çıkarmıştı. Alındı mı? Hayır. 60 milyar dolar. Dolar şimdi neredeyse 10 liraya gelecek. 600 milyar Türk lirası. Bunu yoksullara verseydiniz. Elektrik? Hayır. Doğal gaz? Hayır. İnternet? Hayır. Temel ısınma? Hayır. İnsanlar şeker alamıyor.

Biz Ağrı’ya gittik, Ağrı’da ne diyor pazardaki yurttaş? Yurttaş, değil domates, patates soğan alamıyor. Salı pazarına gittik, ne diyor? “Ben peyniri artık kiloyla değil, paraya göre veriyorum. 5 liraya, 10 liraya peynir satıyorum.” İnsanlar bu düzeye gelmiş. Ne oluyor? Burada kaç sefer söylendi, akşam insanlar pazara gidip topluyorlar; ya ucuz ya da oradan artanları topluyorlar. Bunları biz görmediğimizde, bunlarla karşı karşıya olmadığımızda yoksulluk derinleşecektir. Peki bunun nedeni ne? Bunun nedeni tercihlerdir. Tercihleri bu yönde kullanırsanız yoksulluğu derinleştirirsiniz. Bakın, ne diyorlar biliyor musunuz, yurttaş ne diyor? “Bir canımız var, o canımız da başımıza bela olmuş.” Ya, intiharlar artıyor bu ülkede, yoksulluk olduğu için. İşsizlikten söz ettiğimizde kabul etmiyorsunuz, yoksulluktan söz ettiğimizde kabul etmiyorsunuz ve ne diyorsunuz? “Büyüyoruz.” Büyüyen sizsiniz; çoğunluk aç kalıyor, çoğunluk yoksullaşıyor.

Peki, Türkiye’nin içinde nasıl bu oran? Türkiye’nin içine baktığınızda, Türkiye’nin içinde de bir rezalet durum var. Batman, Mardin, Siirt, Şırnak; Türkiye’de en yoksul kentler. Ağrı, Bitlis, Muş, Hakkâri; Türkiye’de fazla işsizliğin olduğu yer, gıdaya en çok muhtaç olunan yer. Bunu biz de söylüyoruz, biz defalarca söylüyoruz. Siz böyle yaptığınız sürece, belli sorunlara çözüm bulmadığınız sürece Türkiye’de eşitsizlikler artmaktadır ama bunu TÜİK bile söylüyor, rakamlarla oynamasına rağmen bunu TÜİK söylüyor. Ağrı’daki hayvancılıkla uğraşan, tarımla uğraşan, Batman’daki genç; perişan düzeyde, aç kesimde. İşsizlik, yoksulluk arttığında tek dediğiniz “Şu kadar yardım ettik, şu kadar yardım ettik.”

“Yardım” dediğinizi sadakaya dönüştürmüşsünüz, insanlar kuyrukta, insanlar toparlanıyor kuyruğa giriyor.

Bunun çözümü nedir? Çözümü gayet basit. Siz, ülkenin gerçek sorunlarına çözüm bulursanız, barıştan yana tavır koyarsanız, siz, sermayeden yana değil, büyük çoğunluğu gözetirseniz, eşitsizlikleri önlemeye çalışırsanız yoksullukla baş edersiniz. Nasıl ki sağlıkta sadece bir organ büyüyorsa, diğer organlar durup artık patolojik bir şekilde, kanser bir şekilde gelişemezse, şu anda yaptığınız budur. Diyorsunuz ki: “Biz bize yeteriz.” İnanın, bütün bu toplum size yetmiyor; doymuyorsunuz, doymuyorsunuz, doymuyorsunuz!