Genel

Türkiye’nin tüm gelir kaynakları sürekli sizin midesine niye akmaya devam ediyor?

FATMA KURTULAN (Mersin Milletvekili) -Özellikle “Pandemi döneminde halka yardım ettik.” dediniz ancak buradaki başvurulara baktığımızda bu yardımın yapılmadığını da görüyoruz. Şimdi olduğu gibi doğal gaza, elektriğe, bütün tüketim kalemlerine pandemi gibi zorlu bir dönemde bile hiç aksatmadan zam yapmayı sürdürdünüz. Yoksulluk, açlık sınırı sürekli artmaya devam etti, ediyor, asgari ücret açlık sınırının altında, insanların ekmeğiyle keyfince oynayan iktidar yurttaşı el açmaya mahkûm etmeye devam ediyor. KHK’lerle yaptığınız mağduriyetler bir yana, işverenlerin Kod 18 ve Kod 29’la mağdur ettiği, işten attığı, açlığa mahkûm ettiği insanlar ordusu oluştu. Mevsimlik tarım işçileri bu çağda barınmaya, suya, elektriğe, banyoya, tuvalete bile erişemiyorken siz hâlâ ülkenin refahını insanların elindeki telefonlara bağlayan demeçler vermeye devam ediyorsunuz.

“Dostlar alışverişte görsün.” misali Cumhurbaşkanını alışverişte gördük -hiçbirimiz böyle bir alışveriş yapmadık, yapmıyoruz, vatandaş da yapmıyor- ve sonunda ne diyor? “Fiyatlar gayet uygun.” Evet, saray bütçesine göre gerçekten uygunluk arz eder bu durum. Sonra bu yetmiyor, açlık sorunu olduğunu söyleyene birisi diyor ki: “Porsiyonlarınızı küçültün.” “Porsiyonlarınızı küçültün.” demek aslında sarayın diyetisyenlerinin kendilerine söylediğini topluma uyarlamaya çalışıyor. Bu yetmiyor, “Doymuyoruz.” diyen öğrencilere biriniz Peygamber Efendimiz’in “Midenizin sadece üçte 1’ini doldurun.” söylemini hatırlatıyor. Madem öyle, siz niye aksırıncaya kadar, tıksırıncaya kadar midenizi dolduruyorsunuz? Bunu size söylemek lazım gerçekten. Yani bu sadece bu vatandaşlar için mi gerekli? Türkiye’nin tüm gelir kaynakları sürekli sizin midesine niye akmaya devam ediyor?

Yine, yapılan başvurularda en büyük sorunlardan biri adalettir. Yani 6 kalem içerisinde, başlık içerisinde en büyük sorunlardan biri adalet. Gerçekten, insan hakları ihlallerinin çok yaşandığı bir ülkede yaşıyoruz; bağımsız yargı yok, insanlar sokak ortasında kaçırılıyor, ifade özgürlüğü suç sayılıyor. Anayasa kendisini bile koruyamayacak durumda, kendisine bile sahip çıkamayacak durumda, bırakın bizi korumayı; Anayasa’mız bu hâlde. Uluslararası sözleşmeler eğer AKP’nin hesabına gelmezse ihanet belgesi olarak ele alınıyor.

Cezaevlerine gidiyoruz -alabildiğine hak ihlalleri, infaz yasasındaki düzenlemeler Adli Tıp Kurumunun vesayetiyle cezaevlerinde hastalıktan sürüm sürüm sürünen, hâlâ tahliye edilmeyen insan yığınlarını görüyoruz.

Şimdi, Sayın Başkanım, Sayın Başdenetçim, benim de size 2, 3 tane başvurum var, elbette ki bu döneme ait yani 2021 raporunu eğer geçirirseniz, incelerseniz, bir çözüm ararsanız o, raporunuza yansıyacaktır. Niye hep Mehmet Emin Özkan diyoruz arkadaşlar? Bu çok vahim bir durum, bu öyle böyle değil. “Hadi PKK’lidir.” deyip bir kenara atmayın lütfen. Bu adam, tam bir trajediyi yaşıyor, 83 yaşında, ağır hasta, yirmi beş yıldır cezaevinde, 5 kez kalp krizi geçiriyor, 4 kez anjiyo oluyor, ayakta dahi duramıyor, bizler “Tahliye edin.” başvurularını yaptığımızda siz böyle, kelepçeyle görüntü vererek gözlerimizin içine soka soka bunu mahkemeye ya da hastaneye götürüyorsunuz. Bu adam Bahtiyar Aydın cinayetinin sanığı olarak biliniyor, dava şu an yeniden görülmeye başlandı ve ben şuraya bunu yazıyorum: Bu adam ölse bile beraat edecek. Böyle gidiyor bu durum; şimdi bu durumu mutlaka çözmeniz lazım. Bu durum neye işaret ediyor? “Devlet içindeki karanlık güçler, Bahtiyar Aydın cinayetinden sorumlu olan adamlar, kesimler bu adamın ölmesini ve bu cinayetin bu adamın üzerinde kalmasını bekliyor.” diye güçlü bir iddia var. Kamu Denetçiliği Kurumunun bunun altını çizerek not etmesini rica ediyorum.

Yine, Muhlise Karagüzel; 60 yaşında, ağır hastadır. Biz, Muhlise Karagüzel tahliye olsun derken ameliyattan sonra sekiz gün yatağa kelepçeli olarak bağlandı; işte, vicdan adalet burada.

Ve Ayşe Özdoğan, dördüncü evre kanser hastası. Ayşe Özdoğan, ameliyattan yeni çıkıyor, kesinleşmiş bir cezasının infaz ettirmek üzere apar topar cezaevine konuluyor ve şu an yaşamını orada sürdüremiyor. İşte, biraz bunları… Eğer adalet arıyorsak bunlar en bariz örneklerdir. Bu kurum, bunlar için bir şey yapacak mı diye sormak isterim.

Keşke bu kurum şunu yapsaydı: Kadın örgütlerine gitseydi, “Pandemi sürecinde kadına yönelik şiddeti tolere edebiliriz.” diyen bir Bakan var iken -ki bu vahim bir durum, biz kadınlar için kabul edilemez bir durum- gidip kadın örgütlenin kapısını çalsaydı, “İstanbul Sözleşme’niz de gitti.” deseydi -bunu bu dönem yapabilirsiniz, İstanbul Sözleşmesini de gasbetti bu Hükûmet- “Sizin ne gibi sorunlarınız var, durumunuz nedir?” diye sorsaydı. Bunun sorulmasını, en azından önümüzdeki dönemde bunu yapmalarını öneriyorum.

İşten ayrılanlar, atılanlar oldu, yine ayrımcılığa uğrayanlar kadınlar oldu. Bu raporda aslında sadece geçmesi gereken… Biz kadınlar isterdik… Sadece 2020’de 300 kadın öldürüldü, 171 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu. Bunlarla ilgili kim ne yapıyor, raporunuzda hiçbir şey yok, gidip teşvik etme durumu da yok. Dolayısıyla, aslında bu çoklu kriz atmosferinde ne söylesek gerçekten azdır, bizim çözüme ihtiyacımız vardır.

Dün burada yine bir kez daha gençlerin yaşamlarını tehdit etmeye, vatandaşın malına çökmeye, açlığa, yoksulluğa, ranta, talana, yalana dolana sarıldınız, elleriniz bunun için havaya kalktı. Ama artık demokrasi zamanı, artık barış zamanı, artık güçlendirilmiş bir parlamentoyu oluşturma zamanı.

 

Başa dön tuşu