EkonomiSON DAKİKA

Benzinin artış fiyatına yetişemiyoruz

HDP GRUBU ADINA MUSA PİROĞLU (İstanbul) – Dün değil evvelsi gün akşam eve giderken benzin depolarının önünde benzinliğin önündeki levhalara baktım, benzin 8 liraydı, dün akşam giderken baktım, 8.45 liraydı, sabah geldim, 8.65 lira oldu. Yani benzinin artış fiyatına yetişemiyoruz. Bu sadece benzinle alakalı değil, kiralar tavan yapmış durumda, gıda fiyatlarındaki enflasyon yüzde 30’u bulmuş durumda ve halkın alım gücü dibe vurmuş durumda. Cumhurbaşkanı buyurdu: “Her kapıcının arabası var.” diye. Demek ki bütün kapıcıların benzin fiyatı gibi bir derdi de olmuş oldu.

Fahiş fiyat diyorlar ve fahiş fiyatla mücadeleyi yapmak için de zabıta ve polis kolluk kuvvetlerini devreye koymuş durumdalar. Açıkça söylemek gerekiyor ki fahiş fiyat yok, zamlı fiyat ve yüksek enflasyon var. Enflasyon niye artıyor yani halkın gelir düzeyi niye düşüyor? Şöyle bir laf ediliyor: “Dünya çapında petrol fiyatları yükseliyor.” Sabah okudum, gene AKP’li biri açıklama yapmış, diyor ki: “Dolar dünya çapında yükseliyor.” ama bizim alım gücü düşüyor. Belki fiyatlar yükselebilir ama halkın alım gücü giderek düşmeye devam ediyor.

Kur yüksek arttı, 9,51’lere geldi. Bu kur artışında Cumhurbaşkanının kendi fevri davranışlarının ne kadar etkisi olduğunu bütün dünya gözleriyle gördü. Maliyet artışları tavan yapmış durumda, çiftçi iflasın eşiğinde, gazetelere yansıdı, 1,5 liraya ürettiği soğanı bir liraya satıyor ama pazardan şehre geldiğinde gıda fiyatları korkunç artmış durumda. Köylü çöktü, yoksullaşma giderek artıyor ve insanlar giderek evsiz kalmaya başlıyor, gündelik hayatını sürdüremiyor, asgari ücret yerinde sayıyor. Bu, bir durum ama başka bir durum daha var. Fiyatlar yüksek olabilir, fiyatlar bütün ülkelerde yükselebilir ama bizim sorunumuz şu: Yüksek fiyatlı ürünleri işçiler alamıyor.

Asgari ücret aslında ekseri bir ücrettir yani “en düşük ücret” denilen şey toplumda aslında herkesin aldığı ücret değildir ama bizim ülkede asgari ücret yaklaşık 40 milyon insanın hayatını geçindirdiği temel ücret hâline geldi ve asgari ücret şu anda, yoksulluk ve açlık sınırının altında seyretmeye devam ediyor.

Peki, bunun sorumluluğu kimde? Yani halkın gelir düzeyi niye bu kadar düştü ya da artan zamlar, yüksek fiyatlar ve sürekli, yetişemediğimiz zamlar halkın hayatını neden bu kadar kötü etkiliyor? Enflasyon geçmişte de çok yüksekti, yüzde 50’yi, yüzde 70’i bulduğu dönemler de oldu ama hiçbirinde bu kadar kötü bir sonuç yaratmadı. Bunun iki sebebi var: Bir, emek maliyeti çok düşük, ücretler çok düşük; ücretleri düşük yapansa Hükûmetin politikaları. Asgari ücreti dayatıyor, sendikaları hareketsiz hâle getiriyor, işçileri örgütsüz hâle getiriyor. Birkaç tane örnek vereceğim: Mitsuba Fabrikalarında işçiler sendikalaşmaya çalıştı -yabancı bir fabrika- fabrika patronu bunu kabul etmedi. İşçiler iki gün işgal ettiler, sendikayı ele geçirdiler. CarrefourSA depolarında işçiler örgütlenmeye kalktılar, işten atıldılar; direniş yaptılar, işçiler tekrar işe alındı. Ve daha orijinali Çin fabrikası Xiaomi; işçiler eyleme gidince fabrikada neler döndüğünü öğrendik. İşçiler asgari ücretin yarısı kadar ücret alıyorlardı ve kölece çalışıyorlardı.

Bu ülkede, bu yabancı firmalar -Bel Karper, Indomie gibi yabancı firmalar- bu ülkenin İş Kanunlarını tanımıyorsa, bu ülkedeki resmî ücretin altında ücret veriyorlarsa ve işçilere köle gibi davranıyorlarsa “Gücü nereden alıyorlar?” sorusunu sormak gerekiyor ve bu sorunun çok açık bir sebebi var, çok açık bir cevabı var; Hükûmetin, iktidarın işçi düşmanı politikalarından alıyorlar; yerli ve millî Hükûmet, işçileri yabancı firmalara, yerli firmalara karşı yani patronlara karşı eziyor ve işçiler ne zaman sesini çıkarmaya kalksa yerli ve millî polis gücü o işçinin karşısına çıkıyor, Bel Karper işçisine yaptığı gibi çoluk çocuk darp ediyor, gözaltına alıyor.

Halk yoksullukla uğraşıyor, halk sefaletle uğraşıyor ama biz dün bu Meclisten savaş tezkeresi çıkardık ve herkes biliyor ki bu milliyetçilik rüzgarının altında çocuklarına bedelli askerlik yaptıranların parmakları yatıyo; herkes biliyor ki savaşı zenginler çıkarıyor, bedelini yoksullar ödüyor ve ne yapılması gerektiği sorusunun cevabı, az önce verdiğim örneklerde yatıyor. Biz yoksulluğa sessiz kaldıkça, biz sefalete boyun eğdikçe bu düzen sürmeye devam edecek; Bel Karper işçisinin yaptığını yapmadığımız sürece, Xiaomi işçisinin yaptığını yapmadığımız sürece, pazar günü meydana çıkan işçilerin yaptığını yapmadığımız sürece yani sokağa çıkıp sesimizi duyurmadığımız sürece yoksulluk sürecek.