Ekonomi

Bizim cebimizden alıp yandaş müteahhitlere veren bütçe teklifini kabul etmiyoruz!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul Milletvekili) – Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) var, biliyorsunuz. KESK Eş Genel Başkanı Sayın Mehmet Bozgeyik ve beraberindeki bir heyetle bugün bizleri ziyaret ettiler ve bütçeyle ilgili görüşlerini ve taleplerini dile getirdiler. Çok önemli… KESK, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu yani kamu alanında çalışanların örgütlendiği bir yer. Dün, bir basın toplantısı yaparak bütçeyle ilgili görüşlerini açıklamışlar ve bu basın toplantısında uzunca bir metin var, tabii ki ben bunun hepsini okuyamam fakat bir, iki noktaya değinmek istiyorum:

KESK Eş Genel Başkanı Bozgeyik: “Bizim cebimizden alıp işverenlere, patronlara, yandaş müteahhitlere teşvik, prim desteği, hazine garantisi, faiz olarak aktarmayı, ‘savunma ve güvenlik’ adıyla savaş harcamalarını artırmayı temel alan bu bütçeyi kabul etmiyoruz.” diyor. “Dar gelirlilerin, ücretli kesimlerin salgından korunarak nefes almasını ve insanca bir yaşam sürmesini sağlayacak emekten, halktan, barıştan ve ekolojiden yana bir bütçe istiyoruz.” diyor, devam ediyorlar açıklamalarına, her yıl gittikçe artarak âdeta bütçeyi yutan bir kara deliğe dönen vergi harcamasına değiniyorlar ve “2022 bütçesinde ‘vergi harcaması’ adı altında tam 336 milyar Türk lirasından muafiyet, istisna, indirim ve teşviklerle vazgeçilmektedir. Söz konusu muafiyet, istisna, indirim ve teşviklerden ağırlıklı olarak sermaye, patronlar yararlanmaktadır.” diyor Bozgeyik ve 13 talepte topladıkları bir basın toplantısı var.

Şimdi, neden bunu burada söylüyorum? KESK’in reklamını yapmak için değil şüphesiz. Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu Eş Genel Başkanı ve beraberindeki heyet diyor ki…”2022 bütçesi konuşuluyor Mecliste, Plan ve Bütçe Komisyonunda, evet fakat bu bütçe görüşmelerini ne sendikalar ne meslek birlikleri ne konuya ilgili olan sivil toplum kuruluşları izleyemiyor yani bırakın orada söz alıp iki çift laf etmeyi, izlemeleri bile mümkün değil. Bu konuda taleplerimiz oldu, yine reddedildi.”

Peki, 2022 bütçesinden en fazla etkilenenlerin bu bütçe görüşmelerinde kimin, ne dediğini, ne konuştuğunu, ne savunduğunu izlemelerini bile sağlayamayan bir Meclisle, Plan Bütçe Komisyonuyla karşı karşıyayız. Bu nedenle bunları dile getiriyorum. Neden bütçe görüşmelerini bu konunun birinci dereceden muhatabı olan sendikalar, meslek birlikleri ve sivil toplum kuruluşları izleyemez de ancak dışarıda basın toplantısı yaparlar ve görüşlerini açıklamaya çalışırlar?

Buna bir kez daha işaret etmek istiyorum ve KESK heyetinin taleplerini buradan dile getirmek istedim bu nedenle.

Bu sorunun çözümünü yıllardır, her yıl bütçe görüşmeleri başladığında biz bir kez daha talep ederiz ve bir kez daha reddedilir bu ama işte, bu bir bütçe yapma anlayışıdır, bütçeyi halktan kaçırma anlayışıdır; bunun sonucunda böyle bir durumla karşı karşıya kalındığını biliyoruz.

Şimdi, bütçeyi konuşuyoruz da bakın, memlekette açlık ve yoksulluk sınırı verileri açıklanıyor zaman zaman sendikalar ve ilgili kuruluşlar tarafından. Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu, içinde bulunduğumuz ekim ayında 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırının ilk kez 10 bin Türk lirasını aştığını açıkladı, 10 bin Türk lirası yoksulluk sınırı 4 kişilik bir ailede. Aynı rapora göre, ekim ayında 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 3.093 Türk lirasına yükselmiş vaziyette.

Yani asgari ücretin üstünde bir rakamdan söz ediyoruz. Türkiye’de 10 milyonun üzerinde işçi ve ailesi açlık sınırının altında yaşıyor ve bir yaşam mücadelesi veriyor. Hakikaten hayatın olağan akışına ters. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi de bu konuda bir karar vermiş ve demiş ki: “Vasıflı bir işçinin büyükşehirlerde asgari ücretle yaşaması hayatın olağan akışına terstir.” Yani hukuk bile artık bu konuda bir karar vermiş ama iktidar maşallah bu konuda hep pembe tablolar çizmekten vazgeçmiyor. Biliyorsunuz, “Her evde 2-3 tane telefon var, her evde 1-2 tane araba var, bir de kapıcının bile arabası var.” diyen bir iktidar zihniyetiyle karşı karşıyayız. Bu ülkede işçileri, emekçileri, yoksulları, emeklileri, engellileri, kadınları, gençleri düşünmeden akıllarında fikirlerinde sadece sermayenin ve 5’li çete holdinginin olduğu bir iktidarla karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha vurgulamış olalım.

Son bir noktaya değinmek istiyorum kısaca. Hep söylüyoruz, cezaevlerinde büyük sorunlar yaşanıyor. Cezaevlerinden mektuplar geliyor, avukatlar, aileler arıyor; insan hakları kurumlarına ve gerekli bütün kurumlara, bakanlıklara, Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna bu şikâyetleri iletiyoruz, iletmeye de devam edeceğiz. Gerçekten büyük ihlaller var, büyük hukuksuzluklar var. İnsan haklarının bu kadar ihlal edildiği cezaevleri dönemini biz bir de 12 Eylül darbesinden sonra görmüştü, 1980’den sonra.

Bakın, Kürtçe düşmanlığı cezaevlerine de yansıyor. Ya, Balıkesir Bandırma T tipi Cezaevinde tutukluya ailesi Kürtçe antoloji kitabı gönderiyor, Kürtçe diye antoloji kitabına el konuyor. Nasıl bir düşmanlık bu ya, nasıl bir şey?

Bu iktidarın yaptığı en büyük reform… “Cezaevlerinde Kürtler anneleriyle Kürtçe konuşabiliyor.” diyorlardı yani “Kürtler neden cezaevinde?” sorusuna cevap değil de “Kürtler cezaevlerinde Kürtçe konuşabiliyor.” diyorlardı. Yani antoloji kitabı bile verilmiyor, böyle cezaevi yönetimleriyle karşı karşıyayız.

E, sormuşlar Adalet Bakanına “Hukuk fakültelerine dekan olarak veterinerlerin atanmasından rahatsız mısınız?” diye, “Vallahi çok rahatsızım.” demiş. Hakikaten iyi demiş, hukuk fakültelerine dekan olarak veteriner atayan zihniyet, işte, cezaevlerine de böyle davranan bir zihniyettir. Bunu da söylemiş olalım.