Kültür SanatSON DAKİKA

Türkiye bu filmin izlerini silmeye çok çalıştı

1970’te Türkiye’de uyuşturucu suçundan tutuklanıp hapse atılan Billy Hayes’in hikayesini anlatan, bunu yaparken de Türkiye cezaevlerindeki insanlıkdışı muamelelere değinen Geceyarısı Ekspresi filmini illaki duymuşuzdur. Bir zamanlar ivme kazanan AB üyeliği hayalleri arasında Türkiye bu filmin izlerini silmeye çok çalıştı. Maalesef bu kaygı ve idealden artık eser yok. Her gün somut isim, yer, tarih, belge, hatta fotoğraflarla ortaya dökülen işkence ve kötü muamele vakalarının işaret ettiği bir cezaevi gerçeği var. Peki, ne menem bir kurumdur bu Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü?

Meraklıları bu kurumun resmi internet sitesine ve Sesleniş adlı kurum dergisine bir göz atsın. İlk 10 dakika “Harika, müthiş, Aman Allah’ım ne faaliyetler yapılıyor! Bu bakan, müsteşar, genel müdür nasıl harıl harıl çalışıyor” hissi uyandırsalar da, silkinerek tekrar baktığınızda bomboş olduklarını görürsünüz. “Midemiz bugün de yiyecekleri sindirdi, bağırsaklarımız boşaltım yaptı” cümlesi ne kadar doluysa, Ceza ve Tevkifevleri internet sitesi ve dergisi de o kadar doludur; günlük işleyişini haber diye allayıp pullayıp satan bir kurum. “Sayın Haşmetli, Kıymetli Bakanımız bugün şu cezaevini gezdi, müsteşar şu derneği pek yüce makamında ağırladı, çay ikram etti, şuradaki atölyede şu kadar boncuktan kuş yapıldı, Genel Müdür filanca kurum ziyaretinde şu türküye eşlik etti, mahkumlarla infaz korumalar top oynadı” şeklinde haberler. İnsan bunları bir müddet okursa, havuz medyası tesirinde kalmış gibi “Yahu cezaevleri ne acaip, ne güzel yerler” diye saçmalayabilir. Meclis’e “15 Temmuz sonrası doluluk %104 oranına ulaştı. İçeride kendini kesip yiyen var”(1) diye bilgi veren Ceza Tevkif’le, bu toz pembe web sayfasındaki Ceza-Tevkif aynı kurum mu diye şüpheleniyor insan.

Şimdi bu goygoy içinde göremediğimiz haber ve bilgilere gelelim. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü internet sitesi ve yayınlarında olması gereken ama bir türlü gösterilmeyenlere örnekler:

-Uluslararası İşkenceyi Önleme Komitesi CPT’nin Türkiye cezaevlerine ilişkin raporları,

-Avrupa Birliği İlerleme Raporları’nın Türkiye cezaevlerindeki sıkıntı ve aksaklıklarla ilgili kısımları,

-Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Örgütü’nün Türkiye cezaevlerine ilişkin uyarıları,

-Kalabalıklaşma sorununa ilişkin istatistikler,

-Her sene tüm Avrupa ülkeleri cezaevlerini kapsayan mahkum, personel, kalabalıklaşma, intihar, tutukluluk süresi, suç türleri ve dağılımı, personel disiplin soruşturmaları gibi kritik hususlara ilişkin oranlar ve ülkeler arası karşılaştırmaların ortaya konduğu SPACE I-II istatistik raporları ve bu raporlarda Türkiye’nin durumu,

-Cezaevi kantinlerinin işletilmesine yönelik ihaleleri sadece iktidar yandaşı firmaların aldığına dair eleştirileri çürütebilecek bilgiler, vs.

Bunların hiçbirini yayınlayamayan Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’ne yakından göz atmaya devam edelim:

-Personeline sendika hakkı tanımayan (Türkiye’de hiç kimsenin devlet karşısında hak aramasına izin yok),

-AB’ye göstermelik olarak sürekli ilişkide bulunduğu neredeyse tek STK’nın başındaki ismin bile cezaevi eski müdürlerinden seçtirildiği,

-Mesleki uzmanlaşma gerektiren eğitim, psiko-sosyal hizmetler, sağlık hizmetleri, medya, dış ilişkiler, istatistik, güvenlik hizmetleri gibi alanlara tekabül eden tüm şube ve daire başkanlıklarının sadece hakim sınıfından amirlerce yönetildiği, yani alan uzmanı ve işin ehli uzmanlarca yönetilmediği,

-Hakim-savcı sınıfı hegemonyasında korkunç bir kast sisteminin yürüdüğü; makam araçlarından, yemekhanelerine, otoparklarından, ofislerinin fiziki şartlarına kadar, birçok hususta hakim-savcı sınıfı ile diğer personelin koşulları arasında ancak üçüncü dünya ülkelerine mahsus bir görgüsüzlük ve devletçilik yansıması ayrımların olduğu; personeline sistematik mobbing uygulayan bir Genel Müdürlük. Daha birçok şey söylenebilir ama genel resmin ortaya çıktığı kanısındayım. Kurumun bu yapısal bozukluklarının da sistematik işkence ve kötü muamele gibi sorunlarda büyük payı var.

AKP milletvekili Mehmet Metiner’in “Fetöcülerle ilgili kötü muamele ve işkence iddialarını incelemeyeceğiz”(2) cümlesini, yine AKP’li Nihat Zeybekçi ‘nin “Bizi gebertin diye yalvaracaklar” lafını hatırlayacak olursak; böyle bir partinin Adalet Bakanı’na ve Ankara’daki terör saldırısı sonrası bir gazetecinin “İstifa edecek misiniz?” sorusuna sırıtarak cevap vermesiyle tepki çeken koyu ülkücü Müsteşar Kenan İpek gibilere bağlı bir Genel Müdürlüğün kurumlarında işkence ve kötü muamele olmadığını düşünmek aptallık olur. Olduğunu düşünmek içinse çok sebep var. Örneğin:

-Çocuk istismarı konusunda “Küçüğün rızası” ifadesini kullanabilmiş; “Bu suçtan hükümlü 4000 kişi var” cümlesinde işaret ettiği tecavüz suçlularını darbe sonrası tutuklulara yer açmak için tahliye ettirmiş; Kati Piri hakkında “Kati Piri kim? Örgüt elemanı mı?” diye konuşabilmiş; Eylül 2016’da Biden’a atfettiği sözler Beyaz Saray tarafından yalanlanmış, tescilli yalancı Bozdağ gibi bakanlar gerçeği,

-BM Raportörünün “Türkiye’de işkence yaygın olarak uygulanıyor” ifadesi (3),

-Gürsel Aktepe ve Lokman Kırcılı’nın “İfadelerimiz ilaç verilerek alındı” beyanı,

-Yarbay Levent Türkkan’ın vücuduna şiş sokularak hazır bir ifadeyi imzaya zorlandığını söylemesi, kaldı ki kanlar ve sargı bezleri içindeki fotoğraflarını hepimiz gördük,

-Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı Selçuk Kozağaçlı’nın cezaevlerinde tırnak çekme, makata cisim sokma gibi çok ağır işkencelere uğramış mağdurlara şahit olduğunu duyurması ve bunun üzerine kendisinin de gözaltına alınıp kaburgası kırılana kadar dövülmesi, sargılı ve yaralı fotoğraflarının medyaya yayınlanması,

-Gözaltındaki binbaşıyı 10 aylık kızına tecavüz etmekle tehdit eden memurlar, ki video kaydını youtube’da izleyebilirsiniz,

-14 Ekim 2016 tarihine ziyareti planlanan BM Özel İşkence Raportörü’nün gelişinin Türkiye Hükümeti tarafından bloke edilmesi,

-Emniyetten birimlere “Bylock indirmek delil değil, iyi sorgulayın, itiraf ettirin” şeklindeki adeta işkenceyi salık veren skandal yazı,

-Uluslararası İşkenceyi Önleme Komitesi CPT ve Uluslararası İnsan Hakları İzleme Örgütü HRW’nin işkenceyi doğrulayan raporları, ki bu raporlara erişim Türkiye’de engellendi,

-İktidar üzerindeki denetimin en az olduğu ülkeler (4), Twitter’dan en fazla sansür talep eden ülkeler gibi uluslararası indekslerde Türkiye’nin hızla üst sıralara tırmanışı,

-“Solcuların temiz fikirli insanlar olduğunu anlayana kadar, Anadolu toprakları solcu kanına doydu” gibi ifadelerle geçmişteki işkenceleri itiraf eden Mehmet Ağar gibi kadroların geri dönüşü,

-CMK148/1-2 “Şüphelinin beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Kanuna aykırı bir yarar vaad edilemez” dediği halde, “Fetö’yü itiraf etsinler, ihraç etmeyebiliriz” diyen HSYK Başkanvekili Mehmet Yılmaz gibi mesleğinden bihaber ve mesleğine ihanet eden akp hakimlerinin görevde olması,

-Nasıl bir tesadüfse; hep Savcı Seyfettin Yiğit (5) gibi iktidarın kirli işlerini ortaya çıkaran kişilerin cezaevlerinde intihar adı altında şüpheli ölümleri,

-Erdoğan’ın “Ey Fetö mensupları, bildiklerinizi anlatmazsanız, sizi alır cezaevine koyarız” gibi sayısız beyanının da gösterdiği gibi, yargı ve cezaevlerinin iktidara ve “Fetö’nün bebeklerinin bile katli vaciptir” diyen Hüseyin Adalan veya Cem Küçük gibi iktidar tetikçilerine boyun eğer hale gelip bir sopaya dönüşmesi…Bunlar ve benzeri birçok şey, ama en önemlisi de tam bağımsız olması gereken Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun Adalet Bakanı’na bağlanması yani Yargı ve Yürütme arasındaki kuvvetler ayrılığının ortadan kaldırılması, cezaevlerinde insanlıkdışı muamele ve işkence olduğuna açıkça işaret eder.

Sonuç olarak, işini layıkıyla ve hukuka uygun yapan personeli hariç tutarak söylüyorum: Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü, kifayetsiz muhterislerle suça bulaşmış politikacı ve bürokratların arpalığı haline gelmiş bir kurumdur.

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

İçeriği Kesintisiz Görüntülemek İçin Lütfen Reklam Engelleyici Uygulamanızı Kapatınız...