EkonomiSON DAKİKA

Dolar kuru bilerek mi yükseltiliyor? İş Bankası Müdüründen flaş kur açıklaması

Cumhurbaşkanı Erdoğan her Merkez Bankası ile ilgili yaptığı açıklama sonrasında dolar kuru fırlıyor. Müdahale edilerek faizlerin indirilmesine piyasalardan sert tepki geldiğine, her seferinde şahit olan Erdoğan, yaptığı çıkışlar sonrasında döviz kurları rekor seviyelere ulaşıyor. Bununa yönelik DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan görüşlerini ”Yine Erdoğan konuştu, Türk lirası yine değer kaybetti” ifadeleri ile açıklarken, İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, dolar kurunun bilerek ve isteyerek yükseltildiğine işaret eden açıklamalarda bulundu.

Aran, dolar kurunun, ihracatı artırmak maksadı ile bilerek artırıldığını iddia etti. Konuya ilişkin yaptığı açıklamalarda şu ifadeleri kullandı;

İhracat yapanlar kur arttığında ihracatlarını artırıyor

“Yüksek kurun bilinçli bir tercih olduğunu düşünüyorum. Kur düşsün istenmiyor. Kur artışının üretimi teşvik etmek için kullanıldığını sanıyorum. Kurdaki yükselişin iki şekilde üretimi destekleyen yanı var. İhracat yapanlar kur arttığında ihracatlarını artırıyor. Üretim yapanlar ise ithalat pahalılaştığı için, içeride onun ikamesini yapabilir miyim diye düşünüyor” dedi. Bu açıklamarı ve iktidarın ekonomi politikalarını değerlendiren bir başka isim, yatırım uzmanı Işık Ökte, Türkiye’nin, Avrupa’nın Çin’i yapılmak istediğini öne sürdü. Ucuz işçilik, diğer adıyla kölelik yapılmak istendiğini belirtti.

Erdoğan’ın bir gizli hedefi olabilir mi?

Bu konuyu köşesine taşıyan Barış Soydan, ”Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ekonomi yönetiminin böyle bir gizli hedefi olabilir mi? Gizli diyorum çünkü Erdoğan bugüne kadar ekonomi politikasında böyle bir değişikliğe gidildiğini doğrulayan hiçbir söz söylemedi” dedi. Soydan, kaleme aldığı yazısında şu ifadeleri kullandı;

Bu yöndeki açıklama yapan tek iktidar temsilcisi, eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’tı. Albayrak, cari dengenin “rekabetçi kur ile sağlanacağını” söylemiş, “Kur şu olacak demek doğru değil ancak rekabetçi bir kur olmalı” demişti. Doların değer kazanmaya başladığı günlerde de bundan rahatsızlık duymadığını, “Cari işlemler hesabındaki dengelenmeyle ithalat ve ihracattaki gelişmelere baktığımız zaman, döviz kuru seviyesi rekabetçi görünüyor” sözleriyle göstermişti.

Albayrak’ın savunduğu “rekabetçi kur” politikası

Albayrak görevden ayrıldıktan sonra rekabetçi kur konusu bir daha gündeme gelmedi. Bununla birlikte Merkez Bankası’nın geçen ay yaptığı faiz indirimi ve indirimlerin bundan sonra da devam edeceğini ima eden açıklamalar, insana gerçekten Albayrak’ın savunduğu “rekabetçi kur” politikasının geri döndüğünü düşündürüyor.

Yine de ama ben, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bile isteye böyle bir politikaya onay vermesinin mümkün olmadığını düşünüyorum.

Bunun sebebi, Işık Ökte’nin yukarıda alıntıladığım cümlesinde gizli. Tekrarlamak pahasına, ”Halk alım gücü olarak fakirleşirken üretim, ihracat yapan, bütün varlığını dolarda, Euro’da tutan belirli bir zümreye servet transferi yapıldığını düşünüyorum” diyor Ökte.

Çok haklı. İhracat artsın diye TL’nin değer kaybetmesine izin vermek, maaşını Türk Lirası olarak alan, Türk Lirası ile hayatını kazanan on milyonların yoksullaşması, buna karşılık küçük bir zümrenin devlet eliyle zenginleştirilmesi demek. Makro dengelerin düzelmesine ama geniş kitlelerin yoksullaşmasına yol açan bu tip politikalar genellikle çok partili, sandığın birkaç yılda bir halk önüne geldiği demokrasilerde değil askeri diktatörlüklerde görülür.

Nitekim Türkiye’nin dışa açılmasını sağlayan 24 Ocak kararları 12 Eylül askeri darbesi döneminde uygulanabilmişti.

Güney Kore’nin ihracat odaklı büyüme yoluna girmesini sağlayan politikaların da askeri diktatörlük döneminde başlatıldığını biliyoruz.

Türkiye ise iktidarın bütün otoriterliğine rağmen, birkaç yılda bir seçim yapılan bir ülke. Bir ayağı topal, bir gözü kör de olsa demokrasi henüz tümüyle rafa kaldırılmış değil.

Üstelik görünen o ki, bir yıl sonra seçim var. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seçimi, parasını dolarda, Euro’da tutanlar ya da sayıları 40-50 bin ile sınırlı ihracatçı şirketlerin patronları değil, hayatını Türk Lirası ile kazananlar kazandırabilir. Onların daha da yoksullaşması, buna karşılık küçük bir kesimin zenginleşmesine yol açacak politikaların bilinçli bir tercih olabileceğini düşünmüyorum.

Dövizler 2020’de harcanıp bitirilmiş olmasaydı

Bence Merkez Bankası’nın kasasındaki dövizler 2020’de harcanıp bitirilmiş olmasaydı 2023 ya da 2022 seçimleri öncesinde de doları düşürmek için yine kullanılacaktı. Bundan hiç kuşkum yok. Bunun bugün yapılamıyor olmasının sebebi, ihracatın desteklenmesi filan değil kasada para kalmaması…

Peki öyleyse doların daha da yükseleceği, TL’nin pula döneceği bile bile neden faiz indiriliyor? Bana kalırsa bunun arkasında ihracatı desteklemeye yönelik bilinçli bir politika değil, düşük faizle piyasayı biraz canlandırıp AKP’nin seçmen tabanı olan küçük esnafın yüzünü biraz olsun güldürmeyi, yatırımların canlanmasını sağlayıp işsizliği bir nebze olsun azaltmayı amaçlayan, kısa vadeli, seçim odaklı popülist bir politika var.

Ama evdeki hesap çarşıya uymaz, demişler. Faiz indirimleri, Işık Ökte’nin dediği gibi geniş kesimlerden küçük bir kesime servet transferiyle sonuçlanacak. Bu da seçim öncesinde halktaki öfkenin daha da büyümesine yol açacak. İktidar Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olacak.

Alphan Manas: ”ABD Doları karşısında 9 TL yi geçen Türk Lirası, bu yıl dünyada en çok değer kaybeden (+%15) para birimi olmuş. “Faiz sebep, enflasyon sonuç.” diye diye sonunda 10 TL’yi de göreceğiz.”

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

İçeriği Kesintisiz Görüntülemek İçin Lütfen Reklam Engelleyici Uygulamanızı Kapatınız...