Kamu Haberleri

Deprem Meclis Araştırması Komisyonu Raporu sunuldu!

BEDRİ YAŞAR (Samsun Milletvekili) – Depreme Karşı Alınabilecek Önlemlerin ve Depremlerin Zararlarının En Aza İndirilmesi İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu üzerine parti grubu adına söz almış bulunuyorum.

Komisyon çalışmaları esnasında yerinde ziyaretlerin yanı sıra, Komisyona davet edilen bakanlık, belediye, üniversite, sivil toplum kuruluşu ve özel sektör temsilcilerini dinleme ve görüş önerilerini alma imkânım oldu. Öncelikle, başta Komisyon Başkanımız ve Komisyon üyelerimiz olmak üzere, bu çalışmalarda emeği geçen herkese huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Hep beraber uyumlu bir çalışma gerçekleştirdiğimizi ümit ediyoruz.

Diyoruz ki: Bundan önce de komisyon çalışmaları yapıldı; bu, 3’üncü komisyon çalışması. İnşallah, bunlar dikkate alınır, bundan sonra bu ülke ne bir deprem felaketi yaşar ne de yeni bir komisyon kurulma gereği duyulur diye ümit ediyorum. Tabii, Komisyon çalışmaları esnasında yapılan olumlu çalışmaların yanı sıra, başta mevzuat ve yasal düzenlemeler olmak üzere pek çok konuda eksikliklerin olduğunu da hep beraber gördük ve de müşahede ettik.

Biz deprem konusunu 3 ana başlık altında değerlendirmek istiyoruz. Birincisi, deprem öncesi alınacak tedbirler; ikincisi, deprem anında alınacak tedbirler; üçüncüsü, deprem sonrası alınması lazım gelen tedbirler olarak 3 ana başlık altında değerlendiriyoruz. Bunların elbette hepsi çok önemlidir, hepsi birbirinden anlamlıdır ama şunu biz biliyoruz ki özellikle deprem öncesi alınması lazım gelen tedbirleri vaktinde, zamanında aldığımız takdirde bunun
45çok ciddi katkılar sağlayacağını hepimiz biliyoruz.

Artık biliyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti’nin nüfusunun yüzde 66’lık bölümü deprem kuşağında, yine Türkiye ekonomisinin yaklaşık yüzde 70’lik kısmı da yine bu deprem bölgelerinde bulunmaktadır. Bunu 17 Ağustos depreminde, 1999’da ziyadesiyle gördük ve de yaşadık. Buradan hareketle diyoruz ki özellikle belediyelerimizin, binaları inşa ederken fay hatları da başta olmak üzere -bugün belediyelerde bu çalışma maalesef tamamında yok- özellikle ada bazlı ve parsel bazlı fay hattı çalışmalarının muhakkak suretle yapılması lazım. Bunu daha çok Maden Tetkik Arama, MTA yapıyor ama burada -Komisyonda da arkadaşlarımız vardı- bu raporlarda bile -özellikle haritacı arkadaşlarımız da bunu gündeme getirmişti- ciddi bir netlik olmadığını hep beraber gördük.

Bunlar yüksek ölçekli haritalardı, dolayısıyla burada bir milimetrenin, bir santimetrenin ne kadar önemli olduğunu Komisyon çalışmalarında gördük. Maalesef depremde fay hattı üzerinde değilmiş gibi gördüğümüz binaların gerçek incelemelerde fay hattı üzerinde olduğunu hep beraber teşhis ettik, gördük.

Dolayısıyla, bütün belediyelerimizin muhakkak suretle ada bazlı ve parsel bazlı fay hatlarını, deprem haritalarını bir an önce çıkarmalarında fayda olduğunu düşünüyoruz. Yine, buna paralel olarak tabii, alanları belirledik diyelim ama bununla ilgili zemin etütleri çalışmalarının, jeofizik etütleri çalışmalarının bir an önce yapılmasının ve sonuçlandırılması gerekiyor ki binalarla ilgili, zeminlerle ilgili gerekli bilgiler belediyelerimizde olsun. Maalesef bugün, özellikle zemin etütleriyle ilgili belediyelerde sadece göstermelik, formel olarak bu işlerin yapıldığını, ciddi manada bunun önemsenmediğini görüyoruz, inşallah bundan sonra önemseneceğini ümit ediyoruz.

Biz, özellikle 2000 yılında biliyorsunuz Yapı Denetimi Hakkında Kanun’u çıktı. 2000 yılından sonra bu yasaya uymakla bile gerek Elâzığ gerek İzmir depreminde gördük ki sadece Yapı Denetimi Hakkında Kanun’un çıkması ve uygulanmasıyla -tam manada uygulandığını söyleyemeyiz ama- görüyoruz ki 1999 yılından önce yapılan yapılarda Elâzığ ve İzmir’de olan depremlerde bu binaların yüzde 95, hatta yüzde 99 oranında zarar görmediğini, hasar görmediğini hep beraber müşahede ettik. Dolayısıyla, özellikle 1999 yılından önce yapılan yapılarla ilgili bir an önce bu tespitlerin yapılması, güçlendirme gerekiyorsa güçlendirilmelerin yapılması, yıkılması icap ediyorsa bunların yıkılması, kentsel dönüşüm gerekiyorsa bunların bir an önce yapılmasının çok büyük bir önem arz ettiğini, eğer bugünkü şartlarda bunları yapabilirsek deprem sonrasına göre maliyetlerimizin en az onda 1 seviyesinde gerçekleşeceğini buradan ifade etmek istiyorum.

Tabii, özellikle bu kentsel dönüşümü yaparken rezerv alanlar çok önemli. Bugün, özellikle büyükşehir belediyelerimizde veya bağlı belediyelerimizde rezerv alanlar konusunda çok ciddi sıkıntılar yaşandığını biliyoruz ve de müşahede ediyoruz. Dolayısıyla bu kentsel dönüşümü yaparken özellikle rezerv alanları üzerinden bu işlemleri gerçekleştirebilirsek çok ciddi katkı sağlayacak.

Özellikle bu mevcut binaların yıkılmasına yönelik kanun gereği belki yüzde 70’i bir araya geldiği zaman yıkılabiliyor ama farklı sebeplerden dolayı bu işi gerçekleştirmekte de zorluk yaşıyoruz. Dolayısıyla bunun siyasetüstü bir meseleP olduğunu hepimiz idrak etmemiz gerekiyor. Bunu tek iktidarın da belediyelerin de çözmesi mümkün değil. Bu konuyu el birliğiyle ancak çözebileceğimiz kanaatini herkesin taşıması lazım, bu yönde hareket etmesi lazım.

Özellikle yapı denetimde tabii, sadece inşaat mühendisleriyle bu işleri sağlamaya çalışıyorlar. Yapı denetimler yanı portföylerinde aynı zamanda harita mühendislerini, jeoloji mühendislerini, gerekirse jeofizikçileri, gerekirse mekanik tesisatı da denetlemek üzere birimlerinde bunların da oluşturulmasında fayda var. Mevcut yasayla bir tane mühendisin denetlediği belli bir metrekare var, bunlarla da bu işin altından kalkması mümkün değil. Bu yapının da formel olmaktan çıkıp yani şöyle “Vaka-i Hayriye”den gibi denetlemek yerine gerçek manada denetleyip, gerçek manada sorumluluk taşıyıp, gerçek manada bunun hesabını verir hâle gelmeleri lazım.

Tabii, özellikle yapı malzemeleri sektöründe çok ciddi gelişmeler oldu. Artık hazır betonlar… Yani yapılan iyi şeylerin başında artık bugün numuneler Bayındırlık Bakanlığı marifetiyle denetleniyor ama numunelerin denetlenmesi yetmez, betonun yerine yerleşene kadar ve ondan sonraki bakımları da dâhil muhakkak bu şirketler tarafından denetim altında tutulması lazım.

Tabii, yeri gelmişken bugünkü fiyatlara da bir baktığınız zaman, bugünkü beton fiyatlarıyla, bugünkü demir fiyatlarıyla, bugünkü inşaat malzemeleri fiyatlarıyla bırakın bu dönüşümleri sağlamak, ne bireysel ne de Hükûmet aldığı kararlar marifetiyle bu yenilemeleri, bu rakamları yapmanın mümkün olmadığını, muhakkak… Yani nasıl gıda sektöründe devlet farklı yollar izliyorsa… Özellikle bu ham madde sektöründe, bunu sadece inşaat için söylemiyorum, bugün üretim yapan bütün birimlerde ham maddeyle ilgili çok ciddi sorunlar var, çok ciddi fiyat artışları var.

Öyle enflasyonla bahsettiğiniz rakamların sağından, solundan geçecek rakamlarla ifade etmek mümkün değil. Bugün hazır beton fiyatları 120 liradan 300 liraya çıktı, demir fiyatları 3 bin lira mertebesinden 7 bin lira mertebesine çıktı yani netice itibarıyla ortada bir maliyet var. Bugün kentsel dönüşüme ülkede de çok ciddi
46oranda ihtiyaç var, işte 6 milyon civarındaki yapının dönüşümünden bahsediyoruz. 6 milyon civarındaki yapının dönüşümünü şöyle bir hayal ettiğiniz zaman rakamları bugün burada çarpıp toplayıp ifade etmek de zor. Bunu hem özel sektör hem de devlet kanalıyla özel bir yöntemle, belki bu konularla ilgili, dönüşümlerle ilgili özel fiyatlar mı uygulanır, özel rakamlar mı uygulanır, bununla ilgili özel bir çalışma mı olur bilmiyorum ama bu sorunun çözülmesine yönelik ciddi adımların muhakkak suretle atılması lazım.

Tabii bunun yanı sıra deprem sigortaları… Son dönemde biz hâlâ yüzde 50’ler mertebesindeyiz. Bu deprem sigortaları yapılırken de biz binanın evsafına bakmıyoruz, sadece bir bildirimle yapıyoruz, kim bildiriyorsa ona göre sırasını, onun bildirimini esas alarak bu sigortaları yapıyoruz. Dolayısıyla, bununla ilgili de ciddi bir incelemenin yapılması lazım, sigortayla ilgili rakamlar 268 bin TL mertebesine çıktı ama 268 bin lirayla bir daire inşa etmenin hele bugünkü maliyetlerle, bugünkü rakamlarla mümkün olmadığını hepimiz biliyoruz; muhakkak bu rakamla ilgili de bir çalışma yapılması lazım.

Tabii, benden önceki hatip de ifade etti, muhakkak bu alanla ilgili bir fon oluşturulması lazım. Bu oluşturulan fondaki paraların da başka amaçla kesinlikle kullandırılmaması lazım. Bunları gördük, biliyorsunuz, 99 depreminden sonra “deprem vergisi” adı altında belli paralar toplandı, bunlarla ilgili netlikler yok.

Yine, biliyorsunuz, “imar barışı” adı altında yaklaşık 24 milyar civarında bir para toplandı. İmar barışını da biz sağlarken -hangi binalar, şekli nedir, şemali nedir, depreme dayanıklı mı, değil mi- orada da yine beyana esas rakamlarla hareket ederek bu imar barışıyla ilgili çalışmalar yaptık. Yani sadece para toplamaya yönelik faaliyetlerle bu işlerin altından kalkamayız, bu işin sonucunun da nereye gittiği konusunda şahsen bizim de bir fikrimiz yok. Ben ümit ediyorum ki en azından bu toplanan paralar bu alanda kentsel dönüşümle ilgili veyahut da… Özellikle sosyal konutlar konusunda Türkiye’de işte, bir ilan ediliyor, TOKİ “300 tane sosyal konut” diyor, binlerce insan buraya müracaat ediyor. Zaten bu şartlar altında dar gelirlilerin yani Türkiye’de nüfusun yüzde 40’ının, çalışanların yaklaşık yüzde 40’ının asgari ücretle geçindiği bir ülkede konut sahibi olması hayal bile değil dolayısıyla burada muhakkak devletin desteği şart.

Yine, buna paralel olarak maalesef afetle ilgili bazen tedbirler alıyoruz. Özellikle, sel bölgesine benim gitme fırsatım olmuştu, orada bir şeyi gördüm ben, 1963 yılında sel felaketi meydana gelmiş, bununla ilgili binalar yapılmış ama yapılan binalar yine afet bölgesine yapılmış, afet alanına yapılmış yani afet için yapılan binalar da afete uğramış. Dolayısıyla, bu tür tedbirler alınırken, yer seçimleri yapılırken muhakkak belli kriterlere göre yapılması lazım.

Tabii, bugün, Türkiye’nin gündeminde deprem var, özellikle İstanbul depremi; önümüzdeki günlerde… İşte, bir sürü bilim adamı zaman zaman televizyonlara çıkıyor; on yıl sonra diyor, yirmi yıl sonra diyor, otuz diyor. 1999 depreminden bu tarafa da belli bir zaman dilimi geçti, demek ki her an böyle bir şeyle muhatap olabileceğimizi söylüyorlar. Bilim adamları verdikleri rakamlara göre İstanbul için yaklaşık 48 bin binanın ağır hasar görebileceğini, binlerce insanın öleceğini, ağır ya da çok ağır hasarlı binaların -194 binada da orta ve daha üstü hasarlar- meydana gelebileceğini ifade ediyor. Yani attığımız her adımda, aldığımız her mesafede geciktiğimizi ben buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Tabii, bütün bunları yaparken çeşitli finansman yöntemlerinin de gözden geçirilmesi lazım yani mevcut bütçeyle, mevcut yapıyla bu işlerin altından kalkılamayacağı ortada, muhakkak belli bir finans metodu bulunmalı. Özellikle özel sektörü de bu işin içerisine katmak lazım. Bu, hissedarların çok yoğun olduğu, babadan… İşte, zaten bu kentsel dönüşüm muhakkak şehir merkezlerinde yani eski binalarda, şehrin ilk kurulduğu alanlarda oluyor, buralarda da hissedar oranları çok yüksek.

Ben, belli imkânlar sağlanırsa özel sektörün bu problemleri daha erken, daha hızlı çözeceğine ben inanıyorum. Tabii, depremin mağdurları maalesef fakirler yani deprem de fakirleri vuruyor. Bugün, depremin meydana geldiği yerlere baktığınız zaman önemli oranda, yoksulluk seviyesinin altında olan insanların burada yaşadığını görürüz; bunların zaten tekrar yapılan binaların parasını, aidatlarını ödeme şansı yok. Bunlar maaşlarıyla devlete hizmet etmiş, otuz-kırk yıl çalışmış, buradaki birikimleriyle de bir ev sahibi olmuş insanlar, yaş ortalamaları da diyelim ki altmışların üzerinde; bundan sonra bu insanları tekrar borçlandırarak mülk sahibi yapmanız ömrü kâfi gelmez. Dolayısıyla, devlet mümkün olduğunca bu konuyla ilgili gerekirse özel fon ayırmalı, bu alanla ilgili gerekirse özel finans yöntemleri geliştirmeli diye düşünüyoruz.

İkinci başlık, tabii, deprem anında alınması lazım gelen tedbirler. Yani bizim özellikle bu felaketler konusunda, bir defa, yüce Türk milletinin hassasiyeti malum, bir anda… Yani bugün sel felaketinde de bunu gördük, bir anda her tarafa yiyeceğinden içeceğinden tutun da yağmur gibi her şeyin yığıldığını gördük. Depremde de zaman zaman bununla ilgili belli tedbirlerin alınması lazım, koordinasyon çok önemli. Bir anda yüz araç aynı yönde, bir anda telefonlar aynı yönde, bir anda kurtarma ekipleri olaya müdahalesi de dâhil; işte, enkazların üzerinde canlı yayın yapan devlet görevlilerinden tutun da bilmem kime kadar yani bunların belli bir koordinasyon içerisinde yapılması şart. Eskiye nazaran müdahale konusunda, arama kurtarma konusunda yani organizasyon tam olmasa bile belli bir mesafe katettiğimizi de söyleyebiliriz ama bir kargaşanın hâkim olduğunu da göz ardı etmeyelim. Belki bununla ilgili belli çalışmalar yapılır diye düşünüyoruz.

Burada bizim bir önerimiz var, diyoruz ki: Hiç olmazsa bir afet bakanlığı kurulsun yani bir çatı altında, çatı organizasyonu altında bu faaliyetlerini yürütsün istiyoruz ve buna belli bir bütçe de ayrılsın. Belli bir bütçe ayrılmadan bugün Afet İşleri Başkanlığı her kurumdan yetkililerle bu işi çözmeye çalışıyor ama mevcut bütçesiyle bu işlerin altından kalkması da mümkün değil. Hem elemen olarak hem teknik eleman olarak güçlendirilmesi lazım hem de organizasyon şemasında bütçesiyle beraber bu işleri yapar hâle gelmesi lazım ki biz bu işlerin altından kalkalım. Bu parçalı yönetimle, parçalı idareyle bu işleri çözmek mümkün değil. Bu konuda da bizim önerimiz, hiç olmazsa bir afet bakanlığı kurulsun, bu çatı altında bu işler yürüsün.

Tabii, yine buna paralel olarak özellikle binaların kimliklendirilmesi konusu var yani bugün Avrupa’da binalı bir arsa -arsa demeyelim, arsanın da bütün alt dokümanları var- bir daire alacağınız zaman da dairenin yaşı dâhil, konumu dâhil, yapı durumu dâhil yani yığma bina mı, betonarme bina mı, temel durumu nedir; yapı kimliğini her yerde görmek mümkün. Biz de bekliyoruz, inşallah, bununla ilgili -komisyonumuza da sunumlar yaptılar- çalışmalar da neticelenirse bizim de en azından neyin ne olduğunu, satın aldığımız binanın durumunu tespit etme şansımız olur. Bununla ilgili de bir çalışma yapılır diye düşünüyoruz.

Yine, özellikle depremle ilgili çok başlılık. İşte, Kandilli bir şey söylüyor, Afet İşleri bir şey söylüyor; biri 5,6 diyor, 5,7 diyor. Artık yine bunun, bu ifadelerin de muhakkak tek elden yapılması lazım, bundan da bizim bir an önce kurtulmamız lazım.

Yine buna paralel olarak depremden sonrasıyla ilgili tespitler var yani binalarla ilgili, hasarlarla ilgili yapılan tespitler var, hak sahiplikleriyle ilgili yapılan tespitler var. Bununla ilgili de belli çalışmaların, işte, daha seri, daha süratli… Gerçi son dönemde bu bir miktar yapılıyor ama binalarla ilgili, bina yapım maliyetleriyle ilgili ciddi sorunları hak sahipleri ile devlet arasında sürekli görüyoruz. Özellikle Bayraklı’da yaptığımız ziyaretlerde de… Artık bu mağduriyetler derneklere dönüşüyor, dernekler üzerinden bunlar organize olmaya başlıyorlar. Demek ki burada da bu alanda da bir sorun var. Bu sorunun da bir an önce giderilmesi lazım. Burada en büyük sorunlar, tabii, ödemelerle ilgili. Yani daha önce de ifade ettiğim gibi bunu ödeme şekline bir boyut kazandırılırsa fayda olacağı kanaatindeyiz.

Peki, depremle, deprem esnasında, depremden sonra neler görüyoruz? Bütün depremlerde üç aşağı beş yukarı aynı sonuçları görüyoruz. Ne görüyoruz mesela? İşte yetersiz malzeme, donatılarda korozyon, düzensiz taşıyıcı sistemler, bitişik düzende yapılanların çarpışma etkisi, sünek olmayan donatı detayları, yetersiz kesit boyutları, kısa kolanlar, kısa kirişler, yetersiz yatay rijitlik esnek çerçeveli yapılar, yumuşak, zayıf katlar, mimari projelerden kaynaklı sorunlar, taşıyıcı olmayan bölme duvarlarının kaldırılması… Yani biz üç aşağı beş yukarı bütün deprem sonrası yapılan tespitlerde işte kolonlar kesildi, dükkânlar yapıldı veyahut araya katlar ilave edildi veya çatı katlar oldu veya konsollarla, çekmelerle bu felaketlere davetiye çıkardı… Artık bunların da bir an önce üstesinden gelmemiz lazım.

Tabii, uyarı sistemleri, özellikle bu depremle ilgili… Japonya işte Kobe depreminden sonra çok ciddi tedbirler aldı. 7 şiddetinde bir depremde bile artık bugün Japonya’da hiç kimse kılını kıpırdatmadan Vaka-i Hayriye’den gibi, deprem oldu, yerinden bile oynamıyor. Hem halkın bilinçlendirilmesi, okullar dâhil, üniversiteler dâhil, ilköğretim, ortaöğretimde halkın bilinçlendirilmesine yönelik çok ciddi çalışmalar var; bizde de başladı ama yeterli değil. Dolayısıyla eğitim çalışmaları dâhil, erken uyarı sistemleri dâhil yani depremde beş-on saniyenin ne kadar önemli olduğunu biz, hepimiz özellikle bu Komisyon çalışmaları esnasında gördük ve de müşahede ettik.

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

İçeriği Kesintisiz Görüntülemek İçin Lütfen Reklam Engelleyici Uygulamanızı Kapatınız...