Ekonomi

Tek adam rejiminin Türkiye ekonomisine olan ağır bilançosu!

Toplumumuzun temel direği olan güçlü ve müreffeh aile yapısı, toplumsal sorunların aşılmasının anahtarı olduğu gibi; dayanışmanın, hoşgörünün ve bir arada yaşama kültürünün gelişmesi ve toplumun kendisiyle barışık hâle gelmesinin de garantisidir. Aile kurumunun sarsılması ise toplumsal çözülmenin, gerilemenin ve çöküşün habercisidir.

Gelişmiş sosyal devletler bu yüzden aileyi güçlü ve sağlıklı biçimde yaşatmak, muhtaç olmasını ve dağılmasını engellemek için sosyo-psikolojik ve ekonomik sorunlara karşı dirençli hâle getirmeye çalışırlar. Çünkü ailelerin krizlere karşı dirençli hâle getirilmesi, yurttaşların esenliğinin de güvencesidir.

19 yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarında ise ailenin dirlik ve düzeni bozulmuş; iktidar, aileleri uçurumun eşiğine getirerek sosyal dokuyu büyük bir çöküntüyle karşı karşıya bırakmıştır.

Bireysel ve toplumsal huzur için aile dirliğinin korunması zorunlu olduğu hâlde, bozuk ve bencil ekonomik düzen aileleri büyük bir çöküntü karşısında yalnız ve korunmasız bırakmıştır. Aile değerleri ve ailenin kutsiyetini dilinden düşürmeyen tek adam rejimi toplumumuzun en temel birimi olan aileyi kökten sarsmış, dağılmanın eşiğine getirmiştir

AKP düzeni, koruyucusu olduğunu iddia ettiği aile kurumunu ve aile huzurunu bizzat kendisi yıkan bir duruma gelmiştir. Buhran aile bireylerinden başlayarak toplumun her kesimine sirayet etmiş, aileleri esir almış ve dirliğini bozmuştur. Kovid-19 pandemisi sürecinde krizin yönetilmemesi, ailelerin zaten uzun süredir pençesinde olduğu işsizlik, mutsuzluk ve depresyonu dayanılamaz hâle getirmiştir. Tüm toplumu saran yoksulluk, işsizlik ve çaresizliğin neden olduğu yıkımlar ve intihar vakaları buhranın derinleştiğini göstermektedir. Sarayın liyakatsiz yönetimi, dayanışma ağlarını sarsmış, aileleri kaygı dolu yalnızlığa ve yabancılaşmaya itmiştir.

Aileleri güçlendirerek müreffeh ve huzurlu bir yaşama kavuşturmak için kadınların, gençlerin, güçlendirilmesi, meslek sahibi yapılması; çocukların yaşlıların, bağımlı nüfusun kapsayıcı sosyal politikalarla desteklenmesi gerekmektedir. İşsizlik, geçim sıkıntısı ve borçlarla boğuşan aile bireylerinin, özellikle ekonomik krizlere ve şoklara karşı güçlendirilmesi, buhran dönemlerinde destek paketleriyle, bunalıma sürüklenmesinin önlenmesi ailenin güçlendirilmesi için zorunluluktur. Ancak gelişmiş sosyal devletlerin temel politikalarını izlemekten aciz olan Saray iktidarı, ailelerimize kol kanat germek yerine onlardan “helallik” istemeyi tercih etmiştir.

Kadının güçlendirilmesi, her türlü suistimal ve şiddete karşı korunması, ailedeki çöküşü durdurmak ve aileleri esenliğe kavuşturmak için zorunluluktur. Buna rağmen Saray iktidarı, kadınların önündeki ekonomik, mesleki, psikolojik ve sosyolojik engellerin kaldırılması ve kadının aile içinde harcadığı emeğin karşılığını bulması için politikalar üretmek yerine, İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırarak kadınları tüketen düzeni perçinlemiştir. Ailelerimizi, kadınları güvence altına alan İstanbul Sözleşmesi değil, İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırarak kadınları ataerkil şiddet karşısında korunmasız bırakan AKP’nin bozuk düzeni çökertmiştir.

Milyonlarca ailenin temel gündemi geçim sıkıntısı, işsizlik, borçluluk, umutsuzluk ve güvencesizliktir. Halkın gündeminden kopuk olan iktidar ise tarihte benzeri görülmemiş bir israf, inkâr ve kibir politikası içindedir. Vatandaşın parasıyla lüks içinde yaşarken, milyonlarca emekçi asgari ücret üzerinden çay simit hesabı yapacak kadar yoksullaşmıştır. Saray çevresi; vatandaşı ve gençleri iş beğenmemekle itham etmekte, doğalgazın, elektriğin ucuz olduğunu ileri sürmekte; yoksulluk ve açlığın Türkiye için sorun olmaktan çıktığını iddia etmektedir. Oysa aileler, marketlerde son kullanma tarihi geçmiş ürünler için kuyruğa girip, pazar artıklarıyla çocuklarını beslemeye çalışırken Saray, milletin midesine kuru ekmek giriyorsa “O zaman aç değil demek ki.” diyebilecek kadar ailelerin çığlıklarına kulak tıkamış durumdadır. Saray rejiminde aileler ıstırap, ebeveynler çocuklarına karşı mahcubiyet içindedir.

SARAY TÜRKİYE’Yİ MUTSUZ AİLELER ÜLKESİ YAPTI

Saray iktidarında mutsuzluk bir hastalık gibi milyonlarca aileyi ele geçirmiştir. Kayırmacı, müsrif ve plansız ekonomi politikalarının neden olduğu zorlu yaşam koşulları aileleri sarsmış, sosyal devletin tesis edilememesi, vatandaşın imdadına yetişecek kamu kurumlarının işlememesi, eğitim sisteminin iflası, haksız vergiler ve cezalar aileleri çaresizliğe sürüklemiştir. Aileler hızla güzel bir geleceğe yönelik inançlarını yitirmektedir. İktidar, ailelerimizin dayanma gücünü sarsarak varoluş koşullarını zorlamakta, sabrını sınamakta, onurlarını kırarak mutsuzluklarını katlamaktadır.

Nitekim TÜİK Yaşam Memnuniyeti Araştırması’na göre Türkiye’deki iki insandan biri mutlu değildir. 2003 ve 2020 arasındaki 17 yıl içinde mutsuz olduğunu belirten vatandaşlarımızın sayısı 2’ye katlanmıştır. Türkiye, Dünya Mutluluk Raporu’nda 2013 yılında 77. sıradayken, 2021’de 104. sıraya gerilemiştir. Bangladeş ve Gine’de yaşayan insanlar ve aileler bile ülkemizin vatandaşlarından daha mutludur. Toplumsal stres ve kriz derinleştikçe ailelerin düzeni ve psikolojik dengesi sarsılmış, aileler sosyal strese dayanıksız hâle gelerek, dağılma noktasına ulaşmıştır. Anti-depresan ilaç kullanımı, 2018-2019 yılları arasında %1,8 artarken; sadece 2019-2020 yılları arasında %9,6 artmıştır. 2020 yılında 54,6 milyon kutu reçeteli anti-depresan ilaç satışı olmuştur.

İNTİHARLARLA AİLELER YIKIMA SÜRÜKLENİYOR; İKTİDAR İSE SEYRETMEKLE YETİNİYOR

Aileler hemen her gün vicdanları yaralayan intihar vakalarıyla sarsılmaktadır. İnsanlarımızı yaşamdan koparan intiharlar aileleri yıkıma sürüklemektedir. Çaresiz insanlarımızın son çığlığı olan intiharlar, toplumsal yıkımı ve çöküşü derinleştirmektedir. Kendi eliyle yaşamına son verenlerin sayısı yıllar içerisinde sürekli artarak, 2019 yılında 3.406 olmuştur. Geçim sıkıntısı kaynaklı intihar sayısı 2017’ye göre %31 artarak 2019’da 321’e çıkmıştır. Güvencesizlik, belirsizlik ve ağır iş koşulları nedeniyle intihar eden vatandaşlarımızın sayısında da artış görülmüştür.

Emekçi intiharı sayısı 8 yılda, 8 katına çıkmış; 2020’de ise en az 75 emekçi intiharı gerçekleşmiştir. Üstelik iktidarın Kovid-19 pandemisi dönemindeki duyarsız ve ihmalkâr politikaları bu acı tabloyu daha da ağırlaştırmıştır. Koronavirüse yakalandığı için çalışamayan, borçlarını ödeyemeyen ve cebindeki 12 lirayı ailesine bırakarak canına kıyan baba ve daha onlarca intihar tüm toplumun vicdanında onulması imkânsız yaralar açmıştır.
Artan intiharlar tüm toplumda derin bir üzüntü ve çaresizlik yaratırken iktidar, duruma sessiz kalmakta, intiharları önleyecek politikalar geliştirerek üzerine düşen sorumluluğu almamaktadır. İntihar vakalarını bozuk ekonomik düzenin ve derinleşen buhranın sonucu olarak değil, bireysel trajediler olarak sunmakta ve intihar vakalarının artışındaki payını gizlemeye çalışmaktadır. Nitekim Şubat 2021’de de CHP’li milletvekilleri tarafından TBMM’ye sunulan intiharların araştırılması önerisi, AKP ve MHP’li vekillerin oylarıyla reddedilmiştir.

AİLELERİMİZ, YOKSUNLUK VE ÇARESİZLİK İÇİNDE BOĞULUYOR

İnsanca bir yaşam süremeyen ve en temel yaşamsal ihtiyaçlarını bile karşılayamaz duruma gelen aileler, borç ve işsizlik sarmalında daha da yoksullaşmaktadır. TÜİK’in Eylül 2020’de açıkladığı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırmasına göre, ailelerin yaklaşık %35’i haftada bir et tüketememekte, %20’si evinin ısınma ihtiyacını karşılayamamaktadır. Saray rejiminde Türkiye’nin adı sefalet çeken ülkeler sıralamasında maalesef üst sıralara taşınmıştır. Dünya Sefalet Endeksi’nde 60 ülke arasında 4. sırada yer alan ülkemizde, halkımız sadece son bir yılda, kişi başına 1.500 dolar daha yoksul hâle getirilmiştir. TÜİK Mart 2021’de gıda enflasyonunun %18,11 olduğunu açıkladığı hâlde ailelerin mutfak enflasyonu bu oranın çok daha üzerindedir. Mart 2021’de gıda fiyatlarında Mart 2020’ye göre artış oranı %30 olmuştur. Bunun sonucunda ise aileler sanki savaş koşullarında yaşıyormuşcasına bebeklerini şekerli suyla beslemeye, çöp konteynırlarından ve pazar yerlerinden kenara atılmış çürük besinleri toplamaya âdeta mahkûm edilmiştir.

Tek adam rejiminin yüksek faiz, yüksek enflasyon, yüksek döviz kuru, yüksek işsizlik ve yüksek borçluluk kıskacına sıkıştırdığı ekonomide vatandaşlarımız faturaların ödemelerine bile yetişememektedir. 2020 ekim ayına kadar sadece 10 ay içinde 590 bin abonenin doğalgazı, fatura borcu nedeniyle kesilmiştir. Buna rağmen 2021’in başından beri doğalgaza her ay zam yapılmıştır. Kovid-19 pandemisi sürecinde evlere hapsolan ailelerimiz soğuk kış aylarında pahalı doğalgaz ve pahalı elektrik ödemeleriyle boğuşmaktadır.

Geçtiğimiz yıllarda halkı tanzim satış kuyruklarına mecbur bırakan Saray rejimi, CHP’li belediyelerin halkın geçim sıkıntısına derman olmak için ailelere zor zamanlarda hak ettikleri hizmeti vermesini engellemeye çalışmaktadır. CHP’li büyükşehir belediyelerinin bağış kampanyalarından toplanan 15 milyon 250 bin TL’ye hukuksuzca el koyan Saray zihniyeti, bağış hesaplarını bloke etmiştir. Bloke edilen hesaplar arasında, her gün yüz binlerce yoksulun karnını doyuran aşevlerinin hesapları da bulunmaktadır. Saray, var olma mücadelesi veren ailelerin halk ekmek büfelerinden, daha ucuza ekmek almasını bile engellemeye çalışmıştır.

İŞSİZLİK VE GÜVENCESİZLİK YAYGINLAŞTI; ARTIK ÇALIŞANLAR BİLE YOKSUL

AKP’nin bozuk düzeni, 19 yıllık kötü yönetimin sonunda 10 milyonun üstünde işsiz yaratmıştır. İşsizlikte dünyanın en kötü 20 ülkesinden biri olan Türkiye’de 24 milyon ailenin en az 10 milyonunda yoksulluk ve işsizliğin umutsuzluğu, huzursuzluğu egemendir. Tarihimizde ilk defa Saray iktidarında, iş aramaktan ümitsizce vazgeçen vatandaş sayımız, işsiz vatandaş sayımızı geçmiştir. Her 4 çalışandan 1’i kayıt dışı çalışmaktadır. Zorlu iş koşullarında kayıt dışı çalışanlar, kendilerinin ve ailelerinin güvencesizliğinin ve her an işsiz kalma ihtimalinin sıkıntısıyla baş etmek zorunda kalmaktadır. Belirsizlik, ailelere geçim sıkıntısı kadar külfet yüklemekte, onların ruhsal durumunu bozmaktadır.

Türkiye’de istihdam edilen vatandaşlarımız asgari ücretin düşüklüğü yüzünden yoksulluk girdabındadır. İstihdam içerisindeki yoksul sayısı 2017’de 3,5 milyondan 2019’da 4 milyona çıkmıştır. Dünyada, çalıştığı hâlde yoksulluk içinde olanların ortalaması %9 olduğu hâlde, Türkiye’de bu oran %14’ü aşmıştır. Açlık sınırının altında kalan asgari ücret neredeyse norm ücret hâline gelmiştir. Çalışanların %65’i asgari ücret ve 1,5 kat civarında ücret almaktadır. Türkiye’de asgari ücretle çalışan oranı, AB ülkelerinin ortalamasından 6 kat fazladır. İşsizlik, güvencesizlik, yoksulluk sarmalındaki 10 milyonu aşkın işsize ek olarak, 10 milyona yakın asgari ücret civarında ücret alan çalışanımız da yoksullaşmaktadır. Bu koşullarda ailelerin geleceğe güvenle bakması değil, yarınlarını öngörebilmesi bile imkânsız hâle gelmiştir.

AİLELER BORÇLANMADAN YAŞAYAMAZ VE NEFES ALAMAZ HALE GELDİ

Saray rejiminde, aileler borçlanmadan yaşamlarını idame ettiremez hâle gelmiştir. Ülkemizde bireysel kredilerle bankalara borçlu olan 34,5 milyon insanımız bulunmaktadır. Türkiye’deki hane sayısının yaklaşık 24 milyon olduğu göz önünde bulundurulduğunda hemen her ailede birden fazla kişinin borçlu olduğu görülmektedir. Aileler hayat pahalılığı ve enflasyonun gölgesinde en temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için bile borçlanmak zorunda kalmaktadır.

2002 yılında 6,6 milyar TL olan halkımızın tüketici kredisi ve kredi kartı borcu, Nisan 2021 itibarıyla 865 milyar TL olarak kaydedilmiştir. 19 yıllık AKP iktidarında halkımız 131 kat daha borçlu hâle getirilmiştir.
Aileler boğazına kadar borç batağında olduğu hâlde, pandemide azalan gelirler ve artan enflasyon yüzünden borçlarını da ödeyemez olmuşlardır. Yalnızca 2020’de bireysel kredi ve kredi kartı borcunu 3,5 milyon kişi yasal takibe düşmüştür. Kredilerin geri ödeme sıkıntıları sonucunda aileler borç ve faiz cezası şokları yüzünden çaresizliğe sürüklenmektedir. Yaşam mücadelesi ve borç şokları ailelerimizi örselemekte, umutsuzluk ve çaresizlik içinde aile dramlarına sürüklemektedir.

HALK HASTALIKTAN KURTULSA, YOKSULLUKTAN KURTULAMIYOR

Son iki yılda yaklaşık 2 milyon yurttaşımız işini kaybetmiştir. Kısa çalışma ödeneğinden herkes yararlanamamış, 2021 itibarıyla ücretsiz izine çıkarılan çalışanlara verilen destek aylık 1.431 TL olmuştur. Oysa 4 kişilik bir ailenin zorunlu gıda harcaması 2700 TL’nin üzerindedir. Isınma, barınma, sağlık gibi giderler eklendiğinde bir ailenin zorunlu harcamaları çok daha yüksek bir meblağa ulaşmaktadır.

Yıkıcı enflasyon rakamları ve derin ekonomik krize rağmen AKP, TBMM’ye sunduğu torba yasa teklif inde vatandaşın dertlerini umursamaz biçimde, ücretsiz izin maaşına yalnızca 3 TL zam yapmayı önermiştir. Saray, vatandaşlarımızın dertlerini ve mağduriyetlerini görmezden gelmiş, göstermelik tutarlarda desteklerle ailelerimizin sorunlarını umursamadığını gözler önüne sermiştir.

İŞÇİLER KOD-29 BAHANESİYLE HAKLARINDAN MAHRUM BIRAKILIYOR

2020’de ahlak ve iyi niyet kurallarına uymadığı bahanesiyle (Kod-29) 177 bin işçi işten çıkarılmıştır. Hükümet, Kod- 29’un pandemi koşullarında işten çıkarma yasağını aşındırmanın bir yöntemi olarak kullanılmasını önlememiştir. Kod-29 ile işten çıkarılanlar; kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, işsizlik maaşı gibi haklardan yararlanamamaktadır. Ayrıca, kodun “ahlak ve iyi niyet” kurallarına vurgu yapması nedeniyle, işçilerin yeniden iş bulmaları da zorlaşmaktadır. Kısacası, pandemi döneminde işten çıkarılmalar önlenmemiş, vatandaşlarımız bu zorlu koşullarda bile işsizliğe ve açlığa mahkûm edilmiştir. Pandemi döneminde işini kaybeden bazı yurttaşlarımız geçinebilmek için çöp ve kâğıt toplayıcılığı yapmaya, yaşamak için eş dost akrabadan medet ummaya başlamış, çevrelerine muhtaç ve mahcup hâle getirilmişlerdir.

İŞYERLERİ KAPANDIKÇA ÇALIŞAN AİLELER KAN AĞLIYOR

Bozuk düzenin Türkiye’yi içerisine sürüklediği derin ekonomik buhran yüz binlerce iş yerini iflasın eşiğine getirmiştir. Saray’ın pandemide gerekli ekonomi ve halk sağlığı önlemlerini almaması ise iş yerlerinin krizden sağ kurtulmasını olanaksızlaştırmıştır. 2020 yılında kapanan ticari işletme sayısı yaklaşık %27 artışla 24 bine ulaşmış, kapanan şirket sayısı %16 artışla 15 bini aşmıştır. Pandemi sürecinde icra takiplerinin bir dönem durdurulması ve iflas erteleme uygulamalarındaki yasaklar nedeniyle sürecin tahribatı rakamlara henüz net yansımamıştır. Bu manzarayı pandemi ile açıklamaya çalışan Saray hükümeti, ekonominin 2020 öncesinde iflas ettiği gerçeğini gizlemektedir. 2019 yılında icra ve iflas dairelerine gelen dosya sayısı önceki yıl ile birlikte 31 milyon 485 bine ulaşmıştır. 2019 yılında 114 bin 977 iş yeri kapanmıştır. İş yeri kapanışları 2018 yılına göre %8,2 artmış, bu artış ile son 9 yılın en yüksek rakamı olmuştur.

Bu durum 2021 yılında iş yerlerini daha büyük bir iflas dalgasının beklediğini gösterdiği hâlde, Saray hükümeti, işletmelerin ihtiyacı olan faizsiz destek paketlerini ve borç ödemelerinin ötelenmesini sağlamaktan acizdir. İşverenin ve küçük esnafın yıllarca emek vererek kurduğu işletmesini kaybetmesiyle, emekçi ailelerimiz sarsılmaktadır. İflaslar, borçlar ve işsizlik çalışan aileleri büyük bir bilinmezlik ve çaresizlik içine itmektedir. Borç batağı içindeki işletmeler, dayanma gücünü kaybetmek üzeredir.

ESNAF AİLESİ YALNIZ BIRAKILDI, MAHALLEDE MUTSUZLUK ARTTI

Kriz zamanlarında veresiye alışverişle mahallelinin yanında olan, toplumsal dayanışmayı ve diyaloğu sağlayan esnafın kendisi desteğe muhtaç hâle getirilmiştir. Pandemide dükkân ve mağazalar kepenk indirmiş; kiralık ve satılık ilanlarının aylarca asılı kaldığı dükkânlar iş yapamamış, siftahsız kalmış hatta boşaltılmıştır. Esnaf krizde kıvranırken, gerekli önlemleri almadan, lebaleb parti mitingleri ve kongreler düzenleyen AKP, pandemide esnafı yüzüstü bırakmıştır. 2020 yılı boyunca yaklaşık 100 bin esnaf kepenk kapamış, yani günde 275 esnaf iflas etmiştir. Kapatma döneminde yeme içme sektöründe 2 milyondan fazla esnaf ve emekçi; 155 bin büfe ve kuruyemişçi, 200 bin restoran, lokanta ve kafe esnafı ve 80 bin kantin ve esnaf çalışanı gelirinden yoksun kalmıştır.

Kapatılan esnaf işletmeleri ve yanlarında çalışanların aileleriyle birlikte 10 milyon civarı insanımız açlığa mahkûm edilmiştir. Saray hükümeti esnafı mahallesinde yapayalnız bırakmıştır. Vergi, kira, fatura yardımları yapılmamış, esnafımız işletmenin masraflarını ve çalışanlarının maaşını ödeyemez hâle gelmiştir. İş ve gelir kaybı yaşayan esnafımızın hizmet sunduğu ve onun sayesinde evine ekmek götüren vatandaşlarımız düşünüldüğünde buhran tüm topluma dalga dalga yayılmaktadır.

SAĞLIKÇILARA VE AİLELERİNE GEREKEN DESTEK VERİLMEDİ

Sağlık çalışanlarımız Kovid-19 sürecinde ağır koşullarda büyük fedakârlıkla çalışmış, ailelerinden günlerce hatta haftalarca ayrı kalmışlardır. Bulaş riski altında çalışmalarına rağmen Kovid-19 testlerine erişimleri kısıtlı olan sağlık çalışanları, virüsü ailelerine bulaştırma korkusuyla evlerine gidememişlerdir. Barınma, ulaşım ve çocuk bakımı gibi sorunlarına bile çözüm sağlanmamıştır. Pandeminin başından beri 400’den fazla sağlık çalışanımızın yaşamını y i t i rme s i ne rağmen, sağ l ı k çalışanlarımıza emeklerinin karşılığı verilmemiş ve hatta Sağlık Bakanlığı tarafından emeklilik ve istifa hakları yasaklanmıştır. Ayrıca dünyadaki uygulamaların aksine ülkemizde Kovid-19 sağlık çalışanları için hâlâ meslek hastalığı olarak kabul edilmemiş, sağlık çalışanlarımızın hakları gasp edilmiştir.

AŞIDA ÖĞRETMENLER VE AİLELERİ SONA BIRAKILDI

Pandemi döneminde öğretmenler ve aileleri ihmalkârlık nedeniyle göz ardı edilmiştir. İnternet altyapısının ve evlerdeki cihazların yetersizliği, kendileri de ebeveyn olan öğretmenlerin ve çocuklarının üzerine ek yükler ve maliyetler getirmiş; eğitim süreçlerinin aksamasına neden olmuştur. Kadro güvencesi olmaksızın, özlük haklarından yoksun çalışan ücretli öğretmenler ise, uzaktan eğitim sisteminin dışına itilerek aileleriyle birlikte tamamen yoksulluğa terk edilmiştir.

Pandemi sürecinde öğretmenlerimiz ayrıca, görev tanımlarında olmadığı hâlde İçişleri Bakanlığınca filyasyon ekiplerinde görevlendirildiği için öğretmenler ve aileleri hastalık riskiyle karşı karşıya getirilmiştir. Aşılamaları yapılmadan yüz yüze eğitime yeniden başlanmasıyla öğretmenlerin ve ailelerinin sağlığı riske atılmış, hiçbir destek sunulmayarak boynu bükük bırakılmıştır. Maalesef bu kötü yönetim ve basiretsizlik yüzünden pandeminin başından beri en az 100 öğretmenimiz Kovid-19 nedeniyle hayatını kaybetmiştir.

MÜSRİF SARAY, PANDEMİDE DESTEK OLMAK YERİNE AİLELERDEN IBAN’LA PARA İSTEDİ

Kovid-19 pandemisinde AKP’nin gereken ekonomik destekleri sağlamaması nedeniyle ülkemizde, ailelere sunulan destekler gelişmiş dünyanın oldukça gerisinde kalmıştır. Sarayın bozuk düzeni, aileleri maske dağıtımından fatura desteğine ve diğer yardımlara kadar pek çok alanda pandemi karşısında korunmasız ve yalnız bırakmış; depresyona sürüklenmekten alıkoyacak politikalar uygulamamıştır. Asgari ücret ve emekli maaşları başta olmak üzere ücretlere gerçek enflasyondan kaynaklanan kayıpları karşılayacak kadar zam yapılmazken; haciz tehdidiyle yüz yüze kalan çiftçilerimize herhangi bir destek açıklanmamış, ailelere kayda değer doğrudan destek verilmemiştir. Verilen yardımlar ise nesnel kriterlere göre değil, seçerek ve partizanca dağıtılmıştır.

Saray, pandemi döneminde halka destek olmadığı gibi, IBAN verip zaten müşkül durumda olan ailelerimizin 2 milyar TL’sini de lüks harcamalarına dahil etmiştir. “Biz Bize Yeteriz Türkiyem” adıyla düzenlenen kampanyayla, yoksulluk içinde yaşam mücadelesi veren vatandaşın vicdanından istifade eden Saray, ülkemizin adını, buna benzer yardım kampanyaları düzenleyen Sri Lanka, Irak, Lübnan, Senegal gibi ülkelerin yanına yazdırmıştır.

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

İçeriği Kesintisiz Görüntülemek İçin Lütfen Reklam Engelleyici Uygulamanızı Kapatınız...